1. Ege Çevre Kurultayı'nın ardından

1. Ege Çevre Kurultayı'nın ardından

Yüzyılın dalgası: Ekoloji mücadelesi

 

Öyle görülüyor ki; emperyalist-kapitalist sisteme karşı hayati bir gereklilik olarak şekillenip gelişen ekoloji mücadelesi yüzyıla damgasını vuracak bir mücadele olarak da gelişecek.

Çünkü "küreselleşme" politikasının günümüzde dayattığı "vahşi kapitalizm", insanın ve halkın sömürüsünün artık sermayeye yetmediği, sıranın doğanın da sömürüsüne geldiğini gösteren bir manzara yaratmış durumda.

Bu dayatmanın Türkiye'de şekillendirdiği bugünkü iktidar da kendisini doğanın sahibi zannedecek kadar başı dönmüş, doğayı kendi çıkarı için özelleştiren ve "çevre" dediğimiz insanların ortak yaşam alanlarına vahşice bir saldırganlıkla elini uzatacak kadar da gözü dönmüş bir sermaye düzenini temsil ediyor.

Sürekli tekrarlanan krizi, kapitalizmi bugün doğayı da bir meta gibi gören, sermayenin çıkarı doğrultusunda ticarileştirip yaşam kaynaklarını sömüren ve tüm canlıların ortak yaşam alanlarına vahşi bir saldırganlıkla el uzatan “vahşi kapitalizm” aşamasına getirmiştir.

AKP iktidarının izlediği politikadaki çevreye karşı saldırgan tutumu da sermaye düzeninin günümüzdeki bu “vahşi kapitalizm” anlayışının doğrudan yansıması ve hükümet aracılığıyla hayata dayatılmasıdır.

Bu genel çerçeve içinde, vahşi kapitalizm anlayışına karşı ekoloji mücadelesinin de günümüzde hayati bir mücadele olarak şekillenip geliştiği görülmektedir. Gözü dönmüş sermayenin doğaya karşı hukuk tanımaz saldırganlığına karşı verilen yaşam alanlarını koruma mücadelesi de tamamen meşru ve hukukidir. Çünkü "insanca yaşam hakkı" için verilen bu mücadelenin içeriği sadece "yaşam savunusu"dur.

Çaldağı sorunu

Konuyu bir kez daha Çaldağı örneği ile somutlayacak olursak:
Hepimizin bildiği gibi Türkiye bir model ülke. Özellikle BOP için başbakanına "eşgüdüm başkanlığı" görevi de verilen bir iktidarın yönetiminde, "Ilımlı İslam Cumhuriyeti" diye adlandıırılıp "model" diye de gösterilmek istendi. Ama BOP projesi sadece bazı ülkelerin işgal edilmesini içeren bir proje değil elbette. İşgal edilmesine gerek duyulmayan, işbaşındaki kukla iktidarlar aracılığıyla zaten her istediklerini yapabildikleri Türkiye gibi bir ülkede başka konularda da model ülke yapma söz konusu.

Örneğin, yer altı zenginliklerinin elde edilmesi küresel sermayenin BOP projesi kapsamında en büyük hayallerinden biri. Özellikle günümüzde bor ve nikeli çok önemsiyor küresel sermaye. Bu nedenle dünyanın en büyük bor rezervine sahip olan Türkiye, nikel madenciliğinde de bir model durumunda. Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik yönteminin “dünyada ilk kez” uygulanmak istendiği ve Çaldağı’nın European Nickel şirketi tarafından “projenin amiral gemisi” olarak adlandırıldığını hatırlarsak. Bu madencilik yönteminin uygulanması durumunda yaşanacak çevre felaketinin boyutunun ne denli korkunç olacağını bir kez daha belirtmeye gerek var mı?

Özetle; bu madencilik yöntemini Türkiye’de uygulamayı başarırlarsa, bu durumda “Biz bu madencilik yöntemini dünyanın en değerli 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinin göbeğinde uyguluyoruz” diyerek Türkiye’yi referans olarak gösterip, böylece aynı yöntemi dünyanın diğer az gelişmiş ve geri kalmış ülkelerinde de rahatlıkla uygulamaya sokacaklar. Bu bakımdan "Çaldağı direnişi" olarak vahşi kapitalizmin madencilik anlayışı olan vahşi madenciliğe karşı verdiğimiz mücadeleyi “tüm dünya insanlığı adına verilen bir mücadele” olarak tanımlamamız hiç de yanlış değil. Tarih bizlerin omuzlarına böyle bir sorumluluk ve görev yüklemiş durumda. Ve bu görevden de, sorumluluktan da kaçma gibi bir seçeneğimiz de yok!

1. Ege Çevre Kurultayı'nın ardından

Bu nedenle 9 Kasım 2013 tarihinde Turgutlu'da gerçekleştirilen 1. Ege Çevre Kurultayı ve bu kurultay sonrası kamuoyuna açıklanan Sonuç Bildirgesi çok anlamlı. Sonuç Bildirgesi'nde belirtildiği gibi, kurultayda yapılan saptamalar, verilen mesajlar ve alınan kararlar ekoloji mücadelesi için yurt genelinde bir "pusula" işlevi de görebilecek öneme sahip.

Bundan sonraki adım ise, tüm çevre örgütleri ve yaşam savunucularının bu kurultaydan çıkan sonuçlar doğrultusunda mücadelelerini daha da geliştirip yükseltebilmeleri açısından, kurultayda yapılan saptamalar ve alınan kararları bir pusula gibi ele alıp, bu kararların hayata geçirilmesini sağlamak olmalıdır.

Çünkü yaşama geçirilmediği, uygulanmadığı sürece alınan her karar sadece kağıt üzerinde bir değer olarak kalır. Önemli olan karar almak değildir. 3-5 kişi ne zaman bir araya gelse her zaman bir takım kararlar alınabilir. Asıl önemli olan; alınan kararları yaşama geçirebilmek için adım atabilmektir. Toplumsal bir hareketi yönetme iddiası taşıyan kişi veya örgütleri dinamik hale getirecek olan özellik de, toplumsal hareket için sinerji yaratılmasını sağlayacak, dolayısıyla yaşama ivme kazandıracak  olay da budur... 

09 Aralık 2013

Yorumlar - Yorum Yaz