DOĞAYA KORKUNÇ TALAN, HALKA MÜLKSÜZLEŞTİRME, ŞİRKETLERE SÜPER İZİN ve TORBA YASAÇeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmış bir doğa bilimci de olan ünlü düşünür, edebiyatçı ve devlet adamı Goethe, “Hiçbir şey hareket haline geçen cehalet kadar korkunç değildir” sözünü söyleyeli 300 yıldan fazla zaman geçti. Böyle bir tanımlama yapmasının nedeni; dehanın sınırları vardır ama cehaletin sınırı yok, çünkü ne zaman ve nerede durması gerektiğini bilemez! Mevcut iktidarla birlikte “cahiliye devri”ni 21. yüzyılda yaşayan memlekemizin, bilimin tamamen dışlandığı, hukuksuzluğun meşrulaştırılmaya başlandığı manzarasında bu sınırsızlığın yansımalarını görebiliyoruz:
Doların 40 lira olduğu tarihin en büyük ekonomik çöküşü ile birlikte tarihin en büyük ekolojik yıkımı yaşanırken, eko-sistem de bir türlü doymak bilmeyen ihtirasıyla egemen bir ego-sisteme kurban ediliyor. Sermaye ve sermayenin kapıkulu olmuş iktidar, cehaletin kucağında büyüyen ve asla bir türlü doymak bilmeyen egemen bir ihtiras yüzünden doğanın sahibi imiş gibi davranma gafleti içinde ve doğayı daha da fazla katletmenin önü daha da açılıyor...
Asla bilime kulak asmayacak kadar sağır ve kör bir cehaletin, yaşananlardan ders çıkarmayı reddedecek kadar da gözü dönmüş sermayenin esiri olan bir zihniyet, yaşamın kaynağı olan doğayı sermayenin mülkü haline dönüştürecek bir gaflet içinde…
KENDİNİ DOĞANIN SAHİBİ ZANNEDEN BİR CEHALET ve ÇILGINLIK HALİ!
2015 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevine getirilen İdris Güllüce‘nin, “Çevre helal maldır” şeklindeki ürkütücü sözleri hala hafızalarda. “Çevre”ye tüm canlıların ortak yaşam alanı olarak değil de “mal” gözüyle bakan Çevre Bakanı’nın sözleri, siyasi iktidar ve sermayenin doğaya meta gözüyle baktığının ve sermaye için bir mülk olarak gördüğünün doğrudan bir ifadesi. Bu anlayışla yapılan uygulamalar sonucunda varılan nokta, ekolojik yaşamın bir rant kapısı haline getirilmesi.
Kendisinden sonra aynı göreve gelen Mehmet Özhaseki‘nin makam koltuğuna oturur oturmaz söylediği, “Çevreyi put yapmışlar, biz sermayenin önünü açacağız” sözleri ise daha da ürkütücüydü. Bugün sermayenin önünün nasıl açıldığı görülüyor. Doğayı koruyan neredeyse hiç bir yasa kalmadı, doğa neredeyse tamamen savunmasız bırakılırken yasalar sadece sermaye şirketlerinin çıkarını kollayacak şekle dönüştürüldü. Sit alanları bile şirketlerin madencilik ve enerji projelerine açılarak ihaleye çıkarılıyor, tarihi ve doğal sit alanları, tarımsal sit alanları sermaye şirketlerine altın tepside sunuluyor. Ormanlar ve sulak alanlar ise tamamen gözden çıkarılmış durumda.
Ayrıca artık halk için mülkiyet hakkının da hiç bir güvencesi kalmıyor. Doğa, şirketlerin mülkü haline dönüştürülmeye çalışılırken, vatandaşın payına da arazisinin “acele kamulaştırma” ile elinden alınması düşecek, vatandaşın mülkü elinden alınıp şirketlere peşkeş çekilebilecek. “Devleti şirket gibi yöneteceğiz” denilip devlet şirketlere teslim edilince, vatandaşın mülküne de şirketler için devlet adına el konulabilecek hale gelindi. Doğa sadece bir meta olarak görülüp, ekolojik yaşamın sermaye için rant kapısı haline getirilmesi de yetmedi. Şimdi doğa, sermayenin çıkarı için özelleştirilip sermayenin mülkü haline getirilmeye çalışılıyor.
TBMM'ye sunulan "maden yasası" şirketler için "süper izin", doğa için "süper talan", yurttaşlar için ise malına şirketler adına el koyularak "mülksüzleştirme ve zulüm" ile birlikte doğa sermayenin mülkü haline getiriliyor. TBMM'de iktidar ve ortakları tarafından yasalaştırılan "Torba Yasa", böylesi bir cehalet ürünü olarak, “doğayı sermayenin mülkü haline getirme yasası” diye de tanımlanabilecek, ekoloji örgütleri tarafından "işgal, gasp ve techir yasası" olarak tanımlanır özellikte bir yasa ve sadece sermaye grupları ve şirketleri memnun etmek için hazırlandığı da malum.
DOĞAYI, SERMAYENİN MÜLKÜ HALİNE GETİREN GAFİL BİR ÇILGIN ADIM!
Meclis’ten geçen kanun teklifi ile, şirketler ruhsatsız bile madencilik yapabilecek, ruhsat alanları dışında tesis kurulmasına izin verilecek. Kanun Teklifi’ne göre maden şirketleri arama izninden sonra faaliyete hemen geçebilecek, alanı istedikleri şekilde izinsiz büyütebilecek.
Torba yasayla birlikte getirilmek istenen değişiklikler özet olarak şöyle:
— Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) mevzuatı kısaltılarak, şirketlerin lehine tekrar düzenleniyor.
— Ormanların şirketlere devri daha da kolaylaşıyor.
— Milli Parklar, korunan alanlar, sit alanları, sulak alanlar, yaylalar, tarım alanları, zeytinlikler, ormanlık alanlar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları enerji ve madencilik yatırımlarına açılıyor.
— Koordinatları belirtilmek suretiyle Muğla’da yer alan Yatağan ve Milas – Akbelen bölgesindeki zeytinlikler yok edilerek, saha kömür madenciliğine açılıyor. (Bu uygulamalar sonucunda ise yörede 40'tan fazla köy göç etmek zorunda bırakılacak.)
— Meraların enerji şirketlerine tahsisi kolaylaşıyor.
— Maden ve enerji projelerinde acele kamulaştırma kararlarının uygulanması kolaylaşıyor.
— Madenler için Cumhurbaşkanlığıʼna ve özel bir kurula yetki veriliyor.
— Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na imar planı yapma ve inşaat ruhsatı verme yetkisi veriliyor.
DOYMAKBİLMEZ BİR EGO-SİSTEM ve KURBAN EDİLEN EKO-SİSTEM!
TBMM'den iktidar partilerinin oylarıyla geçirilen, ve cumhurbaşkanının imzasıyla onaylanıp Resmi Gazete'de de yayımlandıktan sonra yürürlüğe giren “Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, doğayı sermayenin mülkü haline dönüştürmeye yol açacak bir sonuç doğuracak özellikte. Aynı zamanda cehaletin de, sermayenin açgözlülüğünün de sınırı olmadığını yansıtıyor. Bu kanun teklifi ile ekolojik yaşamın rant kapısı olarak görüldüğünü söylemek bile artık manzarayı eksik anlatır. Çünkü ortada doğanın sermaye için özelleştirilerek, sermayenin mülkü haline getirilmek istendiği bir manzara duruyor.
Tarihin en büyük ekolojik yıkımının yaşanmakta olduğu günümüzde, eko-sistem işte böylesi bir ego-sisteme kurban ediliyor: Sermaye ve iktidar, cehaletin kucağında büyüyen, asla bir türlü doymak bilmeyen egemen bir ihtiras yüzünden doğanın sahibi imiş gibi davranma gafleti içinde ve doların yeşili için doğanın yeşilini katletmenin önü daha da açılacak. Doğayı sadece meta olarak gören sistemin bir türlü içinden çıkamadığı kendi krizi nedeniyle, bilim ve hukuk tanımayan açgözlü bir saldırganlık ile yapacağı doğa tahribatının daha sınırsız hale getirilmesinin bir çabasıdır Torba Yasa.
Cahiliye devri yaşanırken, tarihin en büyük hem ekonomik ve hem de ekolojik yıkımı da kapımıza dayanıyor. Pandemi günlerinin gösterdiği üzere; asıl doğa ve çevre sağlığı kollanması yerine sadece sermaye ve şirketlerin çıkarının kollanması, çevre ve insan sağlığını daha fazla tehdit altına sokacak şekilde sermaye şirketlerinin doğayı daha fazla talan etmesinin önünün açılması, iklim krizi yaşanırken bu krizin yarattıkları ekolojik kriz ile daha da derinleştirecek bir yola doğru savrulunması, akıl ve sağduyudan ne kadar uzaklaşıldığını, “gaflet hali”nden başka bir “akıl tutulması” halinin de yaşandığını anlatıyor…