![]() |
Efsane nedir?
Bir olayı, bir kişiyi veya bir yeri betimlemekte, insanoğlunun dile getirebildiği en yüksek “yüceltme” şekli; “efsaneleştirmek”tir. Efsaneleştirmek; bir anlamda o şeye tanrısal bir değer katmak anlamındadır. Efsaneler ise, tarih öncesi çaglara dayanan öykülerdir. Tarih öncesi çağlarda, efsanelerin kahramanları ya tanrı ya da tanrı soyundan gelme kişiler olarak görülür ya da gösterilirken, doğa da tanrılık niteliğinde kişileştirilirdi.
Farsça kökenli olan “efsane” ya da “fesane”; halkın gözünde veya nakledenin hayal gücünde biçim değiştirerek olağanüstü niteliklerle donatılan hikaye anlamındadır. Efsane kelimesi, daha yaygın olarak ise edebiyatta; “az çok gerçek olan, gerçeğe dayanan geçmişteki bir olayın her türden olağanüstü (veya doğaüstü) abartılı şekildeki anlatılışı” için kullanılır. Eski Yunanca’da, bugünkü anlamda mitolojiye köken olan “mythos” (mit) sözcüğü; masal, öykü, efsane karşilığında kullanılırdı ki, bu aynı zamanda da “gerçek olmayan” anlamındadır.
Efsaneler veya mitler, doğa ve toplum olaylarının antik çağa özgü birer açıklanış biçimidir. Aynı zamanda bu olaylar karşisında antik çağ insanının davranışını da belirtir.
Felsefenin ortaya çikisi öncesinde, insanların dünya görüşü daha çok bu eksen (efsane, destan, mitoloji vs.) etrafında gelişmişti. Felsefe ise, düşüncenin kişileştirerek kavradığı varlığı kavramlaştırmıştır. Bu nedenle, felsefi düşüncenin başlamasıyla birlikte, bilimin de devreye girmesiyle, mitler, efsaneler ve destanlar da ortadan kalkmıştır...
M.Ö. 8. ve 5. yüzyıllarda yaşamış eski Asur, Yunan ve Roma yazılarına göre, Anadolu folklöründe sözü edilen “Seba Melikesi Belkıs”ın (bazı kaynaklara göre Saba), Yemen’de söyleneninin adı ise “Kıdefa”dır. İslamiyetin doğduğu dönemde, Ortadoğu’da yıldızlara tapanların dini diye bilinen “Sabiilik” dolayısıyla bu adın “Seba” halkından geldiği de ileri sürülür.
Kutsal kitaplar olan Tevrat ve İncil’de de yer aldığını belirttiği bu adın, Kuran’ın da Nemel suresi 20. ve 24. ayet ile Seba suresi 0 12 - 20. ayetlerinde geçtiği de ileri sürülür. Arap alfabesinde “Kıdefa” olarak geçen bu ad, yeni Türk alfabesine geçirilirken “Kaydefa” olarak çevrilmistir. Bu ad, dinsel ve folklorik Yahudi kaynaklarında Habeşistan’da kraliçe olarak tanınır. Habeşistanlı Hristiyanlar da bu efsaneyi kabul ederek, hükümdar soylarının Hz. Süleyman’la, ”Makeda” adını verdikleri Belkıs’ın evlenmesinden olan 1. Menelik’ten geldiğine inanırlar.
Belkıs’ın adı, kişiliği ve yurdu ile ilgili tarihte pek çok söylence yer alıyor. Asur, Yahudi, Hint, İran ve Habeş kaynaklı efsanelerin yanı sıra, Belkıs’ın Kuzey Arabistan kökenli olabileceği olasılığı da ağır basıyor. Belkıs, bir başka görüşe göre, Arap yarımadasında güneyde yer alan Seba Devleti’ni kuran Anbiller’in kraliçesidir. Hristiyan Habeşlerin folklöründe de Belkıs’a rastlanılması, onun Hint asıllı olabileceğini de düşündürüyor. Bu söylencenin izleri bugün Zimbabwe ve Kenya’da görülebiliyor.
Anadolu folklöründe de bazı yörelerin ağızlarında ise; Belkıs, kimi zaman “Balkız” biçiminde kullanılmış. İzmir Kadifekale’den başka, Gaziantep’in Nizip ve Antalya’nın Serik ilçelerinde de bu adla yer alan köyler saptanmış. Divan edebiyatında da Belkıs ve Sultan Süleyman ile ilgili söylenceler mazmun olarak kullanılmış...
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde, Hz. Süleyman’ın, sevgilisi Belkıs için dünyanın 4 bucağında 3 bin kadar köşk ve saray yaptırdığını yazar ve saptadıklarının yerlerini de belirtir. Bunlardan Anadolu’da yer alanlardan bazılarının bugün birer yıkıntı halinde de olsa halen durdukları belirtiliyor. Bir söylentiye göre; Evliya Çelebi’nin Manisa’yı ilk kuranın “Kıdefa” (Belkıs) olduğunu ileri sürdüğü de bilinir. Kentin “Kafir karısı şehri” anlamına gelen “Moganişa” adının sonradan Manisa’ya dönüştüğü de savunulur...
Belkıs’ın M.Ö. 1000 yılında da İzmir’e geldiği ve Kadifekale semtinde bulunan ve aynı semte adını veren Kadifekale’yi yaptırdığı da söylenceler arasında yer alır. “Şehirden Şehire Anadolu” adlı kitabında Mehmet Önder, bu efsaneye değinir. Efsaneye göre; Seba Melikesi Belkıs, bir gün adamlarını etrafına toplamış ve “Bana öyle bir şehir kurun ki, dünyada başka bir benzeri olmasın ve bakmakla doyulmasın” demiş. Adamları da bütün her yeri gezmişler, dolaşmışlar. Bir de kale yaparak bu kenti kurmuşlar. Melike de 40 gemisi ile Yemen’den gelip buraya yerleşmiş. Gerçekten de buradaki görüntüye doyamamış. Burayı Melike o derece beğenmiş ki, kaledeki kente yerleşerek tüm ömrünce burada mutluluk içinde yaşamış.
Eskiden, Kadifekale semtindeki bu kalenin giriş kapısının üzerinde, bu kentin ilk olarak Amazonlar tarafından kurulduğunu anlatan, kentin İzmir adını almasına yol açtığı belirtilen, “Amazon Smirna”yı simgeleyen mermerden kadın heykeli bulunurdu. Türkler, buna Seba Melikesi Belkıs ya da Kaydefa (Osmanlıcası Kıdefa) adını yakıştırmışlar ve önceleri bu yüzden bu kaleye “Kaydefa Kalesi” denilirken, sonradan “Kadife Kale”ye dönüşmüş.
M.Ö. 1000 yılında İzmir’e geldiği ileri sürülen Belkıs’a ilişkin bir de yöremizle ilgili olarak da anlatılan bir efsane vardır.
Bu efsaneyi okumak için tıklayınız: Belkıs'ın gerdanlığı