Yalanın saltanatı

Yalanın saltanatı
"Annelerin ninnilerinden, spikerin okuduğu habere kadar
Sokakta, kitapta ve yürekte, yenebilmek yalanı.
Anlamak sevgilim, o bir müthiş bahtiyarlık
Anlamak gideni ve gelmekte olanı..."

Her sabah yeni bir ateşten gömlek giyiyoruz, kendimize ait elbiseler içine... Bilinmezlikten gelen çağrışımın etkisiyle, mistik bir rüzgâra da takılıp, yeni bir varoluş sanıp da, çırılçıplak koşuyor yığınlar karanlığın derin çukuruna.

Oysa...
Hayatın biricik gerçeğini dile getirecek tek bir haykırış var içimizde:
“Anne, kral çıplakmış...”

Ve yaşam, kimileri için siyahla-beyaz arasında koşuşan hüzün yoğunluğunda ve çoban köpekleri kadar tutsak... Ya da kıyıya vuran bir balığın intiharına benziyor. Duygular, yaşamak adına birer birer incitilirken, onur denilen şey ayaklar altında ezilmek istenirken, varlıklarımız geceye emanet edilmek isteniyor. Çünkü yaşam karanlığın inisiyatifinde...

Aradan yıllar geçse de, kimse bu yürüyüşün yanlış ve sapa sokaklarda geriye doğru çevrilemeyeceğini, felaketlerin yeniden yaşanmayacağını garanti edemiyor. İzlediğimiz filmin hep aynı film olduğunun da farkına mı varılamadı hala? Adı: “YALAN”.

Yeni versiyonları renkli de çekilse, senaryo hep izlediğimiz aynı siyah-beyaz filmden çalınmış değil mi? Bugüne dek izlediğimiz filmlerin hepsinde de kahraman rolü hep en iyi yalana ve karakter rolü de en cahile verilirken, onur ve akıl hep ihaleyi kaybeden projenin temsilcileri oldu. Finaldeki son söz ise; alçakça bir cesaret ve yüzsüzlük eseri: “Yalandan kim ölmüş?”
 
Ağdalı bir yalan dört bir yanı dolaşırken, hava kurşun gibi ağır. Aldatılmış yüzlerde, umutsuzluk veya çaresizlikten, yeni bir güne başlarken inanacağı yeni bir yalan seçme arayışı ifadesini bulmuş. Belki biraz rahatlayabilmek, teselli bulabilmek adına...

Oysa...
Bundan sonra izlenecek tek film, “Bir yıldız doğuyor” olmalı.
Bir yıldızın karanlığı nasıl delik deşik ettiğini, zifiri karanlıkta, ayın gülümseyen yüzünü daha da aydınlattığını anlatan... Ayın yalnızlıktan nasıl kurtulduğunu, ayın da karanlıkta güneş kadar doğma yetisine sahip olduğunu anımsatan... Işığın, içten içe gelen bir büyüme ile geceleri aydınlık adına mutlaka yeneceğini tanımlayan...
 
Oysa...
Bu şimdiki filmi artık sessizce izlemenin hiç bir anlamı yok...
Çünkü; hiç kimse bu kadar çok yanlışı hak etmedi...
Ve hayat, çok fazla yanlışı hiçbir zaman bağışlamaz...




Yorumlar - Yorum Yaz