Geceydi ve yağmur çiseliyordu

Geceydi ve yağmur çiseliyordu

Gece iniyor şehre.
Hava giderek serine kesiyor. 
Dışarıda utangaç bir yağmur yağıyor...
Her yağmurda olduğu gibi, pencere kenarında yerimi alıyorum hemen.
Yağmuru izliyorum...

Damlaları utangaç ve sanki hüzün içinde! Yağmuru böylesine çekingen ve hüzünlü kılan, yaz dostlarının bizi terk edişinin sancısındandır belki de... Yaz bitti! Yaz dostları da gitti, yerlerini utangaç yağmur damlalarına bırakıp da. 

Ve yağmurun yumuşak elleri penceremizi tıklatırken, biz de düşlere dalıveriyoruz böylece... Düşlerse; hep aydınlık günlere dair, güneşli bir sabahı karşılayabilmek için...

O günler ki; sanki onlara hep yağmurdan kaçmayı öğretmişler gibidir. İlle de masmavi bir gökyüzü olacak ve pırıl pırıl bir güneş! Belki bir kaç da bulut olacak yine. Ama mutlaka pamuk gibi ve bembeyaz olacak. Saflığın simgesi!

Oysa şimdi gece iniyor şehre.
Ve dışarıda ince bir yağmur. Şiir gibi. Ritmik bir tempoda camları tıklatan damlaları, sanki içli bir şarkının hüzünlü nağmelerini taşıyor içeriye...

Çünkü sesi var yağmurun! 
Kar gibi dilsiz değil!
Yumuşak elleri pencereyi tıklatırken, kendi dilinde seslenir gibidir yağmur: 
“Aşk bir felsefedir. Ruhun erdemi!”

Özlemi var yağmurun! 
Su ile toprağın ölümsüz sevdası! 
Toprağın, toprağın altındaki tohumun, çiçeğin suya sevdasında yansır... 
Kokusu var yağmurun! 
Güneşin ilk ışıkları her yağmur sonrasında toprağın kokusunu burnunuza taşırken, kokladığınız bir buluşmanın kutsal öyküsüdür! 
Elleri var yağmurun! 
Damlaları camlara vururken, sevgilinin eli gibi yüzümüzü de okşar sanki!...

Böylesine bir sevdaydı işte odamda yansıyan, oturmuş yağmuru izlerken. 
Ve içimdeki sağanak, gri renkli bulutların getirdiği yağmurla birlikte büyüyordu!  
Yaşam gibidir çünkü yağmur. 
Ne zaman başladığı ve ne zaman biteceği bilinemez. 
Hüzünlü bir aşkın ömrü gibi!...

Dışarıda içli bir şarkı söylüyordu yağmur. 
Kapkara gökyüzündeyse, yıldızlar sönük, ışıkları oynaşmıyor eskisi gibi!
Bense, pencere kenarında oturmuş, hem yağmuru dinliyor, hem de düşünüyorum:
“Bir gün ben bu şehirden giderim. 
Acaba yağmur da gelir mi benimle birlikte?” diyorum. 
Bilmiyorum!
 

İçli bir şarkı söylüyor yağmur. 
Bir yanılsamada gibiyim bense. 
Pencere kenarına oturmuş şarkı mı dinliyorum?   
Yoksa yağmuru mu izliyorum? 
Bilmiyorum!

Oysa geceydi. 
Ve yağmur çiseliyordu...

22 Eylül 1998


Yorumlar - Yorum Yaz