Sevgisizlik ve sonrası...

Sevgisizlik ve sonrası...

İnsanlar yaşamları boyunca hep hayallerinin ve umutlarının peşinden  koşar. Ama insanca yaşam haklarını yanlış kimselerin lütfuna bıraktıkça, paylarına düşen sadece mutsuzluk ve kölelik olur...

Adına hayat denilen zamandaki bu yolculuğumuz içinde, her birimiz de hep hayallerimiz ve umutlarımıza tutunarak sürdürürüz yolculuğumuzu. Dolayısıyla bizim insanımız için umut, hep yaşama bağlanışın diğer adı oldu.

Bizler umutlarımızı Nimet Abla gişelerinde, toto ve loto kuyruklarında, maçlarda, seçim palavralarında  ve patronun iki dudağı arasında arayıp, bir hayalden diğerine koşarak yaşadık durduk... Dolarlar, marklar, eurolar, hisse senetleri, toplu   sözleşmeler alın yazımız oldu...

Yıllar yılları kovaladı, dünyada dengeler değişti. Sert ve iki kutuplu bir dünyadan, "global" denilen, ama daha sahtekar, dolayısıyla iki yüzlü (!) bir dünyaya aniden geçiş yapıverdik. Değişim rüzgarına kapılan yığınlar nereye savrulduklarını bile fark edemeden olup bitti herşey! Şimdi ise aynı yığınlar aydınlık, barış ve demokrasi istiyorlar.

Ama bütün bu umuda uzanan yolculukta farkına varamadığımız bir tek olgu var: O da SEVGİ!...

Birbirimizi  sevmeyi unutturup, hayallerimiz bile yasaklanıp, umutlarımız sürgün edilip, yaşamak adına bir kavgadan diğerine savrulmak zorunda bırakıldık. Tam da "artık yeter, bunca düşmanlık bir gün biter" diye düşünmeye başladığımız anda, egemen bir ihtirasla, yeni yeni düşmanlıklar yaratıldı. Milli maçların alışık olmadığımız galibiyet  sevinçlerini yaşarken bile, sevdiklerinin yoluna baş koyacağı nice canları  aldık... Doların yeşili için doğanın yeşilini katletmeye  koyulduk...

Bu yüzden, adeta bir kara mizah gibi, bazen bir gazetede okuduk sevgiyi, bir katilin dile getirdiği cümlede: “Onu öldürdüm, ama çok seviyordum...”  En sevdiklerini acımasızca baltayla doğrayan insan bile, yine bir kara mizah gibi, savunmasını “Onlar beni hiç sevmediler” sözleriyle yaptı...

Sadece düşünmekten ve düşüncelerini sözlü ve yazılı dile getirmekten dolayı asırlık cezalara çarptırdığımız aydınlarımıza, “Aslında sizi severiz ama...” dedik. Ama sıcak bir selam ya da sevgi yüklü çiçek göndermeyi bile suç ortaklığı saydık... Ve “Sevgililer Günü”nde, bir başka kara mizah diye, “aşk”ı  bile “Siyaset Meydanı”nda tartıştık.

Bir annenin yaralı yüreğinin sızısını gerçek anlamda hiç hissedemedik.
Bir babanın gözünden süzülen bir damla yaşın anlamını hiç çözemedik.
Yani kısacası; Biz aslında sevgisizliğe yenildik…

17 Eylül 2015