Fabrika kızları

Fabrika kızları

 

 

Günlerden Pazartesi. Bir akşamüstü...
Dışarıda kasvetli, bungun bir hava.
Mevsim kış. Pencereler kapanmış. Sanki gri bir tül örtmüş şehrin üstünü.
Pencere önündeydim. Herşey de benimle birlikte pencere önünde.
Başlıcası da anılar. Çocukluğuma dair anılar.
Oysa söylenecek tek sözcük var:
“İnsanlar anılarıyla değil, özlemleri ve umutlarıyla yaşar...”

Çocukluğumda babamın cadde üzerindeki evinde, fabrika kızlarının eve dönüşlerini izlerdim akşamları. Fabrika düdüğünü duyar duymaz, pencere önünde yerimi alırdım hemen... Genç kızlığını, hayallerini rutubet kokan ortamlarda, fabrikalarda harap ederken, ya ailesini geçindirmek ya da kardeşini okutmak için türlü özverilere katlanan fabrika kızları geçerdi önümden. Kendi yorgunluklarını da birlikte taşıdıkları guruplarıyla...

Hergün güneş doğmadan kalkan, aynada güzelliğine bile bakamadan yollara düşen çileli kızlar! Gizli gizli fotoroman okuyan ürkek kuşlar! Servis otobüsleri ve minibüslerin vaz geçilmez şen yolcuları! Televizyon karşısında izlediği jönün yanındaki “esas kız”ın yerine geçen hayal yolcuları. Sokakta öğrenci kızları gördüklerinde özlemle yürekleri titreyen, ayda yılda bir aldıkları yeni bir giysiyle dünyanın en mutlu insanı olmayı başarabilen kızlar!

Sürekli iş yapan ellerinin oje tutmayan parmakları kendilerinden bile daha çabuk ihtiyarlamıştır. Ailesinin haberi olmadan boğazlarından bir lokma bile geçmez. Yalnızca pazar günleri gözlerine uyku giriyordur belki. Belki evin pazar temizliği de yükleniyordur sırtlarına...

Toplum içinde pek farkedilmezler. 
Süslü kadınların yanında esameleri bile okunmaz. 
Feministlerin kitaplarında adları geçmez. 
Ama, dışarıdaki hayatı izlediğiniz pencerenizin önünden geçiverirler, yorgun gözlerindeki sönmüş umut ışığıyla...
Asgari ücret denilen insanlık dışı bir ücretin vazgeçilmez mahkumları, gözlerindeki yaşı, yüreğindeki acıyı göstermeyen o fabrika kızları...
Onlar, bu ülkenin gizli kahramanları.

Bundan sonra da pencerenin önünden geçebilecekler mi hala eskisi gibi, neşeli şen cıvıltılarıyla? Yoksa her gün biri daha kapanan fabrikalar nedeniyle giderek daha da büyüyen işsizler ordusuna katılıp, onlar da mı kaybolacaklar ortalıktan?
Ya fabrika düdükleri? Onları duyabilecek miyiz eskisi gibi?
Ekonomi dibe vurdu vuralı zaten iyice rengini yitirdi bu manzara!..
 
Günlerden pazartesiydi. Bir akşamüstü.
Kendimi en düşünceli, en yalnız hissettiğim bir anda oturmuştum pencere kenarına.
Akşamın renginden sıyrılıp da gelen o sapsarı ışık, çocukluk anılarımı da getirmişti pencereme.
Nedeni, penceremin önünden geçen o yorgun fabrika kızı mı?

Bu sabah kalkar kalkmaz bunlar takıldı aklıma.
Ve “Günaydın hüzün!” dedim...

27 Şubat 2001

 

Yorumlar - Yorum Yaz