Pinokyolar ülkesi

Pinokyolar ülkesi

 

Bir çökmüş ülkede herkes cebinde pinokyosuyla dolaşır. 
Saymaya gerek yok yüzlerdeki maskeyi. 

Maskeli, mutlu yüzlerin altında ya ağlayan ya da sinsice hırlayan bir ifade gizli. Herkes biyografisini anlatmaktan korkar ya da hep kısa metrajlı, makaslanmış filmler gibi aktarır. 

Eski liderinin hapse mahkum olduğu davadan sanık bir kişi. Hakkında pek çok yolsuzluk dosyası olan, şeriatçı eylemiyle mahkum olmuş ötekisi. 
Şimdi en tepede her ikisi. 
Birinin Başbakanlıktır, ötekinin Cumhurbaşkanlığı işi.

Onlar niye mi sanık değil? 
Efendim, onların dokunulmazlıkları var şimdi... 
Zaten eski liderini de affedip de aklattı en tepedekisi...

 

Yoksa bu ülkede, her şey hep yalana mı endeksli? 
İktidarın takiyyeye mi dayanıyor her icraat ve de ifşaat şekli? 
Şimdiki devir; yalanın gerçeklerden, yanlışın doğrulardan, cehaletin akıldan ve bilgiden daha fazla prim yaptığı devir değil mi ki?

Hisse senetleri, dolarlar, toplu sözleşmeler hala bu ülke insanının alın yazısı gibi. 
Hala her yağmurda sel basar büyük şehirleri. 

Ceplerinde hep birer pinokyo ile, beyinlerinde de hep cüce fikirleriyle dolaşır bu ülke liderleri.  Bir de çok sakardırlar. Pot kırmadıkları zamanlarda ise, kalp kırararlar. 
Ve mutlaka bulurlar kalbini kıracakları birilerini. İşçi yetmez, memur yetmez, emekli yetmez, bürokrat yetmez, yargı yetmez, profesör yetmez, asker yetmez, analar yetmez... 
"Gözünüzü toprak doyursun" diye azar bile işitir milletin efendisi. 
O da yetmez, "Anamız ağlıyor" diye şikayet edildiğinde, "Al lan ananı da git" denir.
"Ekonomide ciddi bir kriz yaşanıyor, ama adını koyamıyoruz" diye yakındığınızda, "Kriz varmış! Ne kirizi ya?" bile denilebilir, nasılsa adını koyamayıp tanım getiremediğiniz için. 

Ya da bu ülke için kaygıya kapılıp, "Ne olacak bu memleketin hali?" diye düşünür de, olup bitenden menuniyetsizliğinizi belli ederseniz, bu kez de yasadışı bir suç örgütü üyesi diye damga bile yiyebilirsiniz... Çünkü bu karanlığın yontucusuları ya şeytanın sağdıcı rolündedir, ya da  karanlığın bekçisi...

Korkulardan, cehaletten ya da ümitsizlikten... hep  "tanrısal değerler"e sığınmak zorunda kalır memleketin gerçek sahipleri... Azınlığın daima çoğunluğu temsil ettiği bu ülkede, aslında "bozuk düzen"dir tüm zamanların kesiştiği kader çizgisi... Çünkü, bir de felsefesi var bu bozuk düzenin bu diyarda: "Alnımıza böyle yazılmış, neylersin" gibi. Ya da "Haline bin şükret, Allah beterinden saklasın..." gibi...
 
Günler, her gün yeni bir yalana gülümser, iktidardakiler ertesi günün yeni yalanını hazırlar, herkes cebinde kendi pinokyosuyla dolaşırken, tuhaf bir dil konuşulur bu ülkede: Başbakanın vücut dili.

Bu ülkede yaşama yön veren olgu; erdemli ve mertçe yaşamak değil, yalanlara tebessüm etme, yeni yalanlar için kredi açma, cehalete prim verme, umutları öteki dünyaya erteleme ve onursuzca bir teslimiyetin ta kendisi... Ve bu ülkede hayatı anlatan tek cümle: "İşler tıkırında şimdi!"

 
                                                            İşler yine tıkırında
                                             Bir bayram kokusu havada
                                             Düğün dernek kurulmuş
                                             Oyunlar oynanıyor:
                                             "Şen ola düğün, şen ola!"
                                             Duymuyor musunuz?

                                             Kapılar tutulmuş,
                                             Kazanlar kaynatılıyor...
                                             İşte yine akşam olmuş.
                                             Bilirim, bu hain el kimindir?
                                             İlahlar büyüyor bir yerlerde
                                             Görmüyor musunuz

     1 Eylül 2008