Tehdit altında bir dost

İletişim çağında kitabın yaşamımızdaki yeri

Aydınlanma çağı ve kitap

 

Aydınlanma çağı(!) da denilen 2000'li yıllara, çoğu zaman iletişim çağı denildiğine de rastlıyoruz. Bunun bir nedeni, iletişim araçlarının yaşamımızda diğer araçlara göre daha egemen hale gelişi. Bu yüzden, aydınlanma çağı tanımı biraz havada duruyor. Örneğin; teknolojinin ulaştığı seviye gözönüne alınırsa, günümüzde çağa damgasını internetin vurduğunu görüyoruz. Ama yine de internet her ne kadar bilgiyi ayağımıza, odamıza kadar taşıyan bir araç olsa da, bir aydınlatma değil, ancak bir iletişim işlevini yansıtan bir araç olarak kabul edilebilir.

Aydınlanma denildiğinde, bilginin edinilmesi ve özümlenmesini anlıyoruz. Ama günümüzde iletişim araçlarının yaşamımızda bu denli önemli bir yer tuttuğu süreçte, ne yazıktır ki çağlardır bize her türlü aydınlanmayı sunan, insanoğlunun en değerli eseri olan kitaba ve dolayısıyla kitapla birlikte gelen aydınlanmaya da veda edilmek üzere! Ve bu "veda" içimi bir hayli sızlatıyor. Bu nedenle bu yazıyı paylaşmak istedim. Duygularımı da paylaşan umarım çok olur. 

"Kitap"tan söz etmek istiyorum daha çok. Bu aslında günümüzde hem oldukça zor, hem de mutlaka konuşulması gereken bir konu haline geldi. Özellikle de şu günlerde. Kitap hakkında bir şeyler söylenmesi gerektiğinde, bu sanki "bize biraz dostundan söz et" der gibi geliyor bana. Üstelik bu söz edilmesi istenen çok değerli dost pek çok da tehdit altında! Bu tehditler nedeniyle de kitap okuma alışkanlığı korkunç denilebilecek bir düzeyde kan yitiriyor ülkemizde!

Kitapla dostluğumuzun ne zaman bozulduğu konusunda bir şey söyleyebilmek zor. 
Aydınlık ve aydınlanmaya düşman olanlar, tarih boyunca, daha kitabın ilk ortaya çıkmasından itibaren hep var olagelmişlerdir. 
Ama kitapla dostluğumuzun nasıl bozulduğuna ilişkin birşeyler söyleyebilmek o kadar da zor değil. Bunun için bizi dosta düşman eden bazı gerçeklere değinmek gerekiyor. Bu gerçeklerin en başında gelenler de "yasaklar" oluyor kuşkusuz. Ve bu yasaklar da kitap konusundaki en büyük tehdit unsuru!

Öyle ki, derinlemesine bir inceleme yapıldığında, kitap düşmanlığının tarihinin kitabın tarihi kadar eski olduğunu görüyoruz.
Tehdit altında bir dost
"En iyi dost kitaptır" sözün yakında unutulacağı ya da hayatımızdan yok olacağı endişesini taşıyorum. Bir yanda teknolojinin sunduğu nimetler ve diğer yanda değerlerdeki çürüme ve yozlaşmalarla birlikte, bu sevgili dostumuz da yaşamımızdaki yeri ve anlamını yitirmeye, hayatımızdan elini ayağını çekmeye başladı. İnsanoğlu hemen başka dostlar ediniverdi kendine.

Dostumuz bugün ciddi tehdit altında ve bu tehditlerin en başında ise "yasaklar" geliyor. Bu yasakları ise iki temel başlıkta toplamak mümkün: Biri ailenin, öteki de devletin koyduğu yasaklar. Bu pek de şaşılacak bir şey değil aslında. Ne de olsa varlığını yasaklar koyarak biçimlendiren bir devlet yapısının yarattığı toplum durumundayız. Bu nedenle yasaklar, hayatımızın vaz geçilmez bir parçası halinde. Hepimiz de hem aile içinde, hem de devlet tarafından konulan yasaklarla büyüdük. Ama yasaklarla yaşamaya ne kadar alışabildik, orası bilinmez. 

Önce ailenin kitap konusunda koyduğu yasaklara değinirsek... 
Çocukluğumda, ailesi tarafından kitap okuması yasaklanan bir dostumun anlattığı öyküde çok trajik bir yan bulmuştum. Bu dostum, sonunda tuvalette gizli gizli sigara içer gibi kitap okumaya başlamış. Asıl ilginç yön ise, kitap okumasını yasaklayan aile, bir gün bu dostumun gerçekten de sigara içmeye başladığını fark edince, kitaba bakışları değişmese de sigarayı sessizce kabul etmişler(!) 

Çoğu ailede karşılaşıyoruz bu tür öykülerle. 
Aile büyüklerinin tüm korkusu ve endişesi, çocuklarının kendisine verilen terbiyenin ve ona aşılanan değer yargılarının dışına çıkacak olması. Ya da bu "zamane çocuğunun" fazla kültürlü olması sonucunda kendilerini beğenmemeye ve eleştirmeye başlayacak olması.

Ama ailelerimizin, bizim toplumumuza özgü ilginç bir değer yargısı, bir başka kaygısı ve korkusu daha var. Bu, sadece bizim toplumumuza özgü. Çocukları çok fazla kitap okurlarsa, kötü yola düşebileceklerini düşünüyorlar bizim ülkemizde. Yani kökü dışarıda, münafık fikirler filan da edinebilirler. İşte, bizim toplumumuzun kitaba bakışı böyle.
Ama toplumumuzda ailelerin kitaba karşı böyle bir bakış açısı oluşmasından dolayı aileleri veya bireyleri bu durumdan sorumlu tutamayız. Çünkü bu yaklaşım onların kafalarında da durduk yerde oluşmadı tabii ki. 

Bu, devletin yasakçı tutumunun yarattığı bir sonuç sadece. Ne de olsa "düşünce suçu"nun boyutlarının akla ve mantığa aykırı gelecek şekilde çok geniş olduğu ve yazar çizerlerin, düşünce insanlarının asırlık cezalara çarptırıldığı veya suikastlerle yok edildiği bir ülkedir Türkiye.
Sonraki yazı:   Pranga mahkumu bir dost

Konu hakkında sonraki diğer yazılar
 

0 Yorum - Yorum Yaz