Sancaklı aşireti

Sancaklı aşireti

“Yürük” veya bugünkü söyleniş biçimiyle “yörük” sözcüğü, “yorimak” veya bugünkü söylenişiyle “yürümek” eyleminden türetilmiş bir isimdir. 

Bu deyim, daha çok hayvancılıkla uğraşan ve bu yüzden de hep göçebe bir yaşam sürdüren, bir yayladan bir yaylaya göçen (konar-göçer)
Oğuz Türkleri’ne ait ve onlar için kullanılıyor. (Meydan Larousse, Cilt: 12, Sf: 829) Osmanlıca’da ise, “yüğrük”; ‘çok ve çabuk yürüyen, hızlı giden’ anlamındadır.

Türkmenler de bu Oğuz boyundandır. “Yürümek” mastarından türetilen “yürük” veya “yörük” (yöğrük) adı da, göçebe Türkmenler için, onların göçer topluluklar olduklarını anlatabilmek ya da yerleşik yaşam sürdüren Oğuz boylarından diğer  yerleşik Türkmenler’den ayırabilmek için kullanılmış. (Örneğin; Kazak’lar, Orta Asya’daki göçebe Türkler için Türkmen, yerleşik hayat sürenlere de “yerleşik” anlamına gelen “Sart” diyor.)
Kaşgarlı Mahmut da, Oğuz Türkleri’ne “Türkmen” der.

Dolayısıyla, “yörük” denilince Türkmen ve “Türkmen” denilince de Oğuzlar’ın göçebe boyları akla geliyor. Bu göçebe yörüklerin kabile ve guruplarına da “boy” veya “oymak” deniliyor. Genellikle konakladıkları yerlerde kıl veya keçe çadırlarda yaşayan yörüklerin yanı sıra, zamanla yerleşik yaşama geçip tarıma yönelerek toprağa bağımlı hale gelen, köy ve benzeri yerleşimler kuranlara da rastlanılıyor. Ancak bunlara da, geldikleri köken ve sürdürdükleri bazı gelenekleri nedeniyle “yörük” denilmeye devam ediliyor. Bu nedenle de yörükler; çadırlarda yaşayan, hayvancılıkla uğraşanlar ile köylerde yaşayanlar veya değişik zamanlarda da “göçebe yörükler” ile “yerleşik (köylü) yörükler” diye sınıflandırılmaya başlıyor. 

Yani; zamanla Türkmenler göçebelikten tamamen yerleşik yaşama geçmiş olsalar da, geldikleri köken ve sürdürdükleri bazı gelenekler nedeniyle, göçebelik ortadan kalksa bile, kendilerine geçmişte yakıştırılan “yörüklük” sıfatı baki kalıyor. Özellikle XV. Yüzyıldan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli’deki göçebe boylarına genel olarak “yörük” adı verilir. Doğu’daki diğer kabileler ise, Türkmen adıyla anılır.

Meydan Larousse’de “yörükler” için “yeniçerilere eşlik eden yaya asker bölüğü” ve “yörük sancağı” için de “savaşlarda düşmana saldırı için ayrılan müfrezenin bayrağına verilen ad” tanımlamaları yapılır. (Meydan Larousse, Cilt: 12, Sf: 829)

Sancaklı Yörükler

Benim dedem de, “yörük” kökenli olduğumuzu söylerdi. (Zaten Turgutlu’nun yerlileri de hep yörük kökenlidir.) Ancak dedem, hatırladığı kadarıyla kendi dedelerinin “göçebe yörükler”den olmadığını söylerdi. Çadırlarda yaşamazlarmış ve yerleşik yaşama geçenlerdenmiş.

Söylediğine göre; dedelerinin mensup olduğu yörük aşiretine “Sancaklı aşireti” veya “Sancaklı yörükleri” deniliyordu. Bu Sancaklı yörükleri de, Manisa yöresinde yerleşik bir yaşam süren bir Türkmen (yörük) gurubunun adı. Anılarını anlatırken, bazen mensubu olduğu aşireti tanımlama ihtiyacı duyar ve kendisinin soylu bir ailenin evladı olduğunu da kimi zaman şu sözlerle vurgulamaya çalışırdı: "Benim dedelerim, gittikleri her yere Fatih Sultan Mehmet'in sancağını taşırlardı..."

“Sancaklı” adını almalarının da ilginç bir öyküsü var...

Manisa, Selçuklu beylerinden Saruhan Bey tarafından 1313 yılında Bizanslılardan alınmıştı. Saruhan Bey, daha sonra burayı kendi beyliği olan Saruhanoğulları’nın başkenti yaptı. Saruhanoğulları’ndan sonra da Manisa Osmanlılar’ın eline geçti. 1390 yılında Yıldırım Beyazıt Manisa’yı almış ve bundan sonra da Manisa, Osmanlıların ilk vilayeti olmuştu. İlk vilayet olması dolayısıyla da, Osmanlı Devleti burayı şehzadelerin eğitimine ve yaşamına tahsis etmişti. Şehzadelerin eğitim ve yaşamlarını burada sürdürmeleri nedeniyle de, Manisa “şehzadeler kenti” diye anılmaya başladı. Dolayısıyla, Padişah 2. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) de şehzadelik dönemini Manisa’da geçirmişti.

Anadolu Birliğinin henüz sağlanamamış olduğu ve Osmanlıların Anadolu’da varlığını sürdüren diğer beyliklerle de zaman zaman çatışmalarının yaşandığı bir dönemdi bu. Şehzade Mehmet’in sancağına katılan bu aşiret, böylelikle Osmanlı padişahına ve devlete bir bağlılık sembolü ve diğer beyliklerden yana olmadığının da bir ifadesi olarak gittikleri her yere de, Şehzade Mehmet’in sancağını taşıyordu. Kendilerine bu nedenle “Sancaklı aşireti” veya “Sancaklı yörükleri” denilmeye başlandı.

Bu yörük aşiretinin Osmanlı sancağını taşıması başka açılardan da anlamlı. 

Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey ve babası Ertuğrul Bey’in aşireti de Oğuz Türkleri’ndendir. Ama Oğuzlar’ın ”Kayı” boyundan olarak bilinir ve ‘Oğuz Türkleri’nin Bozoklu Kolu’nun Kayı Boyu’ndan olarak tanımlanırlar. Türkmenler de Oğuz Türkleri’nin bir kolu olmasına rağmen, bir başka boy ve oymaktandırlar.

Anadolu da uzun zaman (Beylikler döneminde) bu boy, oymak, aşiret veya beyliklerin kendi aralarındaki çatışmalarına sahne olmuş, çok kardeş kanı akmıştır. Ta ki, “Anadolu Birliği” sağlanıncaya kadar...

İşte bu nedenle, farklı aşiret veya oymağa mensup olan küçük bir yörük (Türkmen) gurubunun Osmanlı Devleti’ni tanıması, aynı zamanda Kayı boyunu da tanımak anlamına geliyor ki, uzun yıllar hem Selçuklu, hem de Osmanlılar döneminde herhangi bir otoriteyi tanımamak için direnen Türkmenler açısından bu durum anlamlıdır. Ve bu anlam nedeniyle de, devleti tanıyan bu gurubu diğerlerinden ayırmak için, bağlılıklarının bir nişanı olarak, sancak altına girmesi zorunluluğu getiriliyordu...

Dedemin atalarının mensup olduğu yörük gurubu da, Manisa yöresinde yerleşik yaşam sürdüren  veya buraya “yerleştirilen” bir gurup olduğundan, o zamanlar Osmanlıların henüz “asi” olarak gördüğü Türkmen (yörük) guruplarından farklı bir özellikteydi ve devlet iradesini tanımaktaydı. Diğer asi yörük guruplarıyla da bir ilgisi yoktu. Bunun bir ifadesi olarak da, Osmanlı padişahının Manisa’da bulunan oğlu Şehzade Mehmet’in sancağına girmişlerdi.

Bugün da Manisa’ya bağlı, Manisa yakınlarında yalnızca yörüklerden oluşan “Sancaklı” adıyla anılan, Sancaklı Bozköy gibi köyler vardır...

Okumak için tıklayınız:  Sessiz Gazi 


Yorumlar - Yorum Yaz