Yarın sıra size de gelebilir!
Emperyalizmin “küreselleşme” adı altında ve “yeni dünya düzeni” diye geri ülkeleri sömürgeleştirme amacıyla tezgâhladığı yeni oyunu Türkiye’de de etkisini gösteriyor. Bu oyunda başarılı olabilmesi için emperyalizmin ana kuralı, gerici akımlarla işbirliği yapıp, çeşitli ilişkilerle onları güçlendirip, bir karşı devrim hareketinin başlamasını sağlamak.
Şimdi de Türkiye’de olup biten budur!
Soros yardımlarıyla sağlanan destek sayesinde iktidar koltuğuna oturtulan AKP hükümeti aracılığıyla Türkiye adım adım emperyalizmin maşası ve yeni sömürge bir ülkesi olma sürecine doğru yol almaya başladı. Önce TBMM'i, ardından da Çankaya’yı ele geçiren karşı devrimin temsilcileri, şimdi de Atatürk’e karşı olan kinlerini emperyalist güçlerle olan ittifaklarıyla çıkarmaya çalışıyor. Bir yandan Türkiye’yi bir arpalık haline getirip pazarlıyorlar, öte yandan da cumhuriyet devrimlerinin getirdiği kazanımları birer ikişer yok edip, ülkeyi ortaçağ karanlığına çekecek bir karşı devrimci süreci hayatın her alanında örgütlüyorlar.

Ama bizler bugünün gelişini daha Sivas Katliamı'nın yapıldığı o günde görmüştük. Emperyalist bir senaryonun ürünü olan Sivas katliamı, gerici ve dinci bir ayaklamanın provası olarak ve cumhuriyetin kundaklanması anlamına gelen bir yangınla başlamış, o yangının külleri daha hala tüterken ülke bugünlere taşınmış durumda.

Sivas katliamını hatırlatmamın elbette ki bir anlamı var. 
Nedeni de şu: Belleksiz bir toplum her zaman büyük yıkımlar ve yenilgiler yaşamaya mahkûm kalır. Bizim toplumumuzun da belleğinin ne kadar zayıf olduğu aşikâr. Hatta bugünlere gelinirken, şimdi iktidar olanların o zamanlar lideri olan Erbakan’ın TBMM kürsüsünde söylediği, “Bizim istediğimiz düzen eninde sonunda gelecek. Ama bu kanlı mı olacak, kansız mı olacak, işte 60 milyon buna karar verecek” sözünün de çok çabuk hafızalardan silindiğine eminim.

İşte o günden bugüne gelinirken, emperyalizmle işbirliği içine girmiş kukla hükümet AKP tarafından, hem emperyalizmin çıkarlarına, hem de kendi gerici felsefelerine uygun kansız bir karşı devrim hareketi gerçekleştirilmeye çalışılıyor şimdi
TBMM’nin ve Çankaya’nın kuşatılmasının ardından, ülkede sesini yükseltip bu karşı devrimci selin önünde bir duvar oluşturmaya çalışanlar ise çeşitli bahanelerle susturulmaya çalışılıyor.
İşte İlhan Selçuk gibi, bu ülkede demokrasi, laiklik ve Kemalist ideolojinin sembolü olmuş bir gazetecinin tutuklanma istemiyle gözaltına alınışı bu amaca hizmet etmektedir. Aynı zamanda karşı devrimin artık gözü dönmüşçesine bir hırçınlığı da göze aldığının bir kanıtı bu.
Yarın sıranın kime geleceğini ise şimdiden bilmek mümkün değil!
Ama sanki bir film izlermiş gibi, olup biteni sessizce izleme durumunda kaldığınız sürece, belki yarın sıra size geldiğinde, çok geç kalmış olabilirsiniz!
Tıpkı o ünlü Alman fıkrasında olduğu gibi!

25 Mart 2008

Okumak için tıklayınız  İşte o fıkra

0 Yorum - Yorum Yaz