Edebi Yazılar 
Siyasi Yazılar 
Yeşil Yazılar 
Şiirler
Araştırmalar
Ekoloji 
Tarihten Sayfalar
Efsaneler
Kasaba Ezgileri 
Kızılderililer
Madımak
İz Bırakanlar
Not Defteri
Duvar
 Atatürk resimleri
 Atatürk gifleri
 Che Guevara
 Çizimlerim
 Gezi Parkı Direnişi
 Çaldağı videoları
 Che Guevara
 Nazım Hikmet
Videolar
 Şiir dinletisi
 Efsaneler
Müzik
 Yerli müzik
 Yabancı müzik
 Kızılderili müzikleri
Oyunlar
Satranç
Genel kültür
Stardoll
   Dost Siteler
  Yakamoz
  Çaldağı
 Tumblr
  Şiir Kenti
Düşünce Tarihi
  TEMA Vakfı
  EGEÇEP
Manidar
      Ziyaretçi Defteri
Kitap
Bir senaryonun şifreleri!
Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek var mı?
Efendilik rolü

ABDnin diğer emperyalist ülkeleri de müttefik olarak yanına alıp BOP için düğmeye bastığı gün, dananın kuyruğunun koptuğu gündür. 

“Dünyanın Efendisi” rolünde olmayı pek seven ABD için “Yeni Dünya Düzeni” yolunda “dünyanın en büyük projesi” hayata geçirilecektir. Bu projenin hayata geçirilmesi, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ve Ortadoğu’ya girişte bir köprü konumunda olan Türkiye’ye de bir rol biçilmesini gerektiriyordu.

 

Sonuçta, beklenen kan bulunur:
Irak’ı altın tepside sunan AKP lideri Erdoğan’a Büyük Ortadoğu Projesi’nin selameti adına “eşgüdüm başkanlığı” görevi de verilerek, dünyanın en büyük spekülatörü Soros’un da yardımlarıyla AKP bir şekilde iktidara taşınır.

Dolayısıyla, emperyalist güçlerce dünyada bir takım dengeler kendi lehlerine yeniden düzenlenirken, kurulacak olan yeni dünya düzeni açısından “dünyanın en büyük projesi” olarak tanımlanan BOP için, Amerika’nın her dediğini bir emir gibi algılayıp yerine getirecek olan bir AKP, vazgeçilmez bir ”kukla iktidar” rolündedir.  Tıklayınız   Çok derin bir strateji

Hayal kırıklığı, tehdit ve uyarı
Ama ilk hayal kırıklığı, ABD’nin Irak’a gireceği sırada TBMM’de yaşanan “teskere olayı” oldu. Teskereye “hayır” çıkması ABD’yi müthiş öfkelendirdi. Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, işte bu öfkenin de bir ifadesidir.

Bu olaydan başka, toplumumuzun genel çoğunluğu ABD’nin Irak’a yaptığı müdahele şekline ve burnunun dibinde yaşanan vahşete karşı duyarlılığını yansıtmış ve tepkilerini açıkça belli etmişti. ABD’nin Irak’taki vahşi saldırganlığını yansıtan işgali sürdükçe, bu tepkiler giderek Amerika aleyhtarı bir çizgide yoğunlaştı.

BOP için en büyük müttefiki gördüğü Türkiye’de kamuoyunda bu tür bir tepkinin oluşması, elbetteki dünyanın efendisi rolündeki Amerika’nın hoşuna gitmedi. Zaten AKP hükümetine teskere konusunda yaşadıkları hayal kırıklığı için kırgın olan ABD, Türk askerinin başına çuval geçirirken, liderine "BOP için eşgüdüm başkanı" görevi verdiği AKP Hükümeti’ni de “Ülkenizdeki Amerikan aleyhtarlığını önlemelisiniz” sözleriyle uyardı.

 2005 yılı Nisan ayında yapılan bu uyarı, Amerika Savunma Bakanlığı Müsteşarı Douglas Feith tarafından AKP Hükümeti’ne söylenmiştir. Amerika Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'den sonra Pentagon’un üç numaralı ismidir Douglas Feith. Aynı zamanda Türkiye’nin Amerika’daki önemli lobicilerinden biri olarak bilinen Feith, uluslararası teröre karşı Amerika’nın küresel savunma stratejisini geliştiren isimlerin de en başında geliyor.

Douglas Feith, “Ülkenizdeki Amerikan aleyhtarlığını çözün, yoksa ikili ilişkilerimiz kesilebilir” diye uyarıda bulunmuştu. ABD, bir bakıma AKP Hükümetine bir gözdağı vererek, kamuoyunun bu konuda susturulmasını, iktidar tarafından bazı tedbirler alınıp, Türkiye’deki anti-emperyalist kesimlerin gardının düşürülmesini istemiştir. Bu uyarıdan sonra, Başbakan Erdoğan’ın yaptığı ilk iş, ABD’ye gittiğinde teskereye TBMM'de hayır çıkması olayı nedeniyle özür dilemek ve bu sonuçtan dolayı da başta CHP olmak üzere muhalefeti şikayet etmek oldu. Daha ileriki günlerde ise, Başbakan Erdoğan'ın Başdanışmanı Cüneyt Zapsu, Amerikalı hükümet temsilcileriyle katıldığı bir toplantıda, Başbakan Erdoğan için “bir deliğe süpürüp atmak yerine, bu adamı kullanın” diye yalvarmıştır.

Görülüyor ki, ABD’li yetkililerin bu son yaklaşımıyla AKP Hükümeti de kendini köşeye sıkıştırılmış hissetmiştir. Bugüne dek ABD'nin bir dediğini iki etmeyen AKP iktidarının, bu uyarıdan sonra, Amerika’yı Türk halkına sevdirebilmek veya efendisi Amerika'yı sevindirebilmek için ne gibi yöntem ve çarelere başvuracağı, kamuoyunun nasıl bir senaryo ile karşı karşıya kalacağı bundan sonraki gelişmelerle daha iyi anlaşılacaktı. Çok geçmedi, bu yöndeki tedbirlerin veya senaryonun en önemli adımı da atıldı.

Kukla hükümet, efendisini memnun edecek bir önlem alır:

"Ulusalcılık" yasak!

Atatürk ilkelerinden biri olan “ulusalcılık”, Türkiye’de İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından verilen bir brifingle terör dosyasına girdi. 22 Temmuz seçimlerinden sonra İçişleri Bakanlığı’na atanan Beşir Atalay’ın göreve başlamasının ardından, kendisine sunulmak  üzere bir dosya halinde hazırlanan kurumsal brifingde, “ulusalcılık” kavramı değer olarak Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi Başkanlığı’nın faaliyetleri altında değerlendirildi.

Milliyet Gazetesi'nden Tolga Şardan ve ANKA Haber Ajansı'nın 29 Mart 2008 tarihli haberine göre,brifingdeki paragrafta yapılan değerlendirmede, “Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır” denildi. Brifing metninde, “Bu söylem etrafında geçmişte sol, sağ ve dinsel arka plana sahip gruplar söylem, propaganda ve eylem birliğine dayanan bir manevra alanı oluşturmakta, bu kapsamda 50’den fazla dernek ve vakıf, 100’den fazla internet sitesi ve medya organı faaliyet göstermektedir” ifadesi yer aldı. İkinci paragrafta ise “Geniş kitleleri etkileme ve yönlendirme arayışındaki ulusalcı blok tarafından kullanılan söylem ve bir takım aşırı yaklaşımların, amacını aşan propaganda amaçlı bazı gelişmeleri tetiklediği görülmüştür” denildi. Yani açıkça özetlenirse; Türkiye’de “ulusalcı"  veya "bağımsızlıktan yana" politika izlemek ve bunu da propaganda anlamında böyle dillendirmek yasaklanmış durumda! 

 

Tıklayınız  "Ulusalcılık" terör dosyasına girdi.

Milliyet Gazetesi yazarı Melih Aşık'ın yazısı:   "Atatürk de ulusalcıydı" 

Yurtseverlik duygusu ve bağımsızlık anlayışından kaynaklanan söylemlerle, ABD’ye ve diğer emperyalist ülkelerin yayılmacı, işgalci politikasına veya hükümetin teslimiyetçi politikasına karşı bir tepki gösterilecek olursa ve bu tepki doğrultusunda kitlelere ulaşılırsa, bu durum “terörle mücadele” kapsamına giriyor. Tabii bu mantık, ülkelerinin işgaline karşı mücadele veren Iraklılara Amerika'nın "terörist" demesi ile aynı mantık...

Sonuçta, ABD’nin uyarısı doğrultusunda, toplumumuzdaki anti-emperyalist tepkiler ile iktidarın teslimiyetçi politikasına karşı tepkiler, yasal bir çerçeveye alınarak, bir şekilde susturulmaya ve bastırılmaya çalışılıyor. Ayrıca toplumdaki yurtseverlik duygusu ve bağımsızlık özleminden kaynaklanan tepkilerin baskı altına alınıp bastırılmasıyla, iktidarın teslimiyetçi politikasına ve emperyalizme karşı bir duruş sergileyebilecek nitelikteki iç dinamiklerin de yok edilmesi amaçlanıyor.

  Sonraki bölüm: Ergenekon iddianamesi neden iftiraname oldu?      


0 Yorum - Yorum Yaz
        Mustafa Kemal
M. Kemal Atatürk
  Atatürk'ün soyağacı
 Kırmızı Hafızlar ailesi
  Akıncı torunu Mustafa
        Maden Dosyası
  Yeşil cennete tehdit
 Çaldağı bizimdir!
  Vahşi madencilik
  Yüzyılın dalgası
   Che Guevara
Ernesto Che Guevara
  Hayatı ve eserleri
BM konuşması
  Videolar
   Kızılderililer
Kızılderililer Sayfası
  Tarihleri
 Yaşamları
 Müzikleri
  Videolar
Gerenimo
 Seattle'in mektubu
     Misafir Kalem

Eğitimci şair-yazar

A. Yavasli

Aydoğan Yavaşlı