Edebi Yazılar 
Siyasi Yazılar 
Yeşil Yazılar 
Şiirler
Araştırmalar
Ekoloji 
Tarihten Sayfalar
Efsaneler
Kasaba Ezgileri 
Kızılderililer
Madımak
İz Bırakanlar
Not Defteri
Duvar
 Atatürk resimleri
 Atatürk gifleri
 Che Guevara
 Çizimlerim
 Gezi Parkı Direnişi
 Çaldağı videoları
 Che Guevara
 Nazım Hikmet
Videolar
 Şiir dinletisi
 Efsaneler
Müzik
 Yerli müzik
 Yabancı müzik
 Kızılderili müzikleri
Oyunlar
Satranç
Genel kültür
Stardoll
   Dost Siteler
  Yakamoz
  Çaldağı
 Tumblr
  Şiir Kenti
Düşünce Tarihi
  TEMA Vakfı
  EGEÇEP
Manidar
      Ziyaretçi Defteri
Kitap

Alkış ve övgünün dayanılmaz hafifliği

ALKIŞ ve ÖVGÜNÜN
DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
İnsanların sahnenin önünde yer aldığı bir çok meslek gibi politika da alkış ve övgü ile beslenen bir meslek. Kulaklar hep alkışa alışır. Sürekli övgü duymak, hep onaylanmak bir politikacı için yaşamın tadı-tuzu ve her şeyi olur.
Ama işte bütün bunlardan dolayı da bir süre sonra bu noktada bir sağırlık da başlar. Sonra da ardından körlük gelir…
Doğal savunma mekanizmaları alkış ve övgü dışındaki her türlü sesin kulaklarından girip beyinlerine ulaşmasını önlemeye başlar. Tek tük alkış bile artık en güçlü gök gürültüsü gibi algılanmaya başlanmıştır. Yarım ağız bir övgü, o gece için en güçlü uyku ilacından bile daha rahat ve derin bir etki yapar. Meclis’te ise hep bir sağırlar diyalogu, sağırlar sövüşmesi sürer durur…
Çünkü siyasi sağırlık ile birlikte bir süre sonra siyasi körlük de başlamıştır. Gözler, artık sadece istediğini görür. Hiçbir olumsuz görüntü, onların gözlerinin retina tabakasını bile aşıp beyinlerine ulaşamaz.
İşte bu noktada sağırlık ve körlük devreye girdiğinde, eleştiriye karşı asla tahammül de olmaz. Basında hoşa gitmeyen haberler “düşman kuvvetlerin bir oyunu” gibi algılanmaya başlanır. Hatta bazı yazarlar “aklından zoru var” diye bile damgalanır veya “vatan haini” diye suçlanır.
Yani sonuçta sağırlık ve körlük ile birlikte artık algılama da değişmeye başlamıştır. Gerçek, bu noktada olduğu gibi algılanamaz. Gerçeklik duygusu da yitirilmiş durumdadır. Ki bu da kendisi için en vahim ve korkunç olan noktadır.  Çünkü bu aşama, bir çeşit “paranoya”nın doğum noktasıdır…
Ne var ki insanoğlu politika ile birlikte iktidar koltuğu denilen şeyi icat ettiğinden beri bu oyun oynanıp duruyor hep böyle. Oyunun adı da, hepimizin bildiği gibi “demokrasicilik oyunu”.
Sadece alkış ve övgü ile beslenen, eleştiriye asla tahammülü olmayan, hoşgörüsüz bakan siyasi hayatlar, giderek hızlı bir emekliliğe doğru sürüklenmeye başlar böylece. Bu kez kendilerini ufukta bekleyen sadece siyasi emeklilik veya siyasi iflas olacaktır. Üstelik de alkışsız ve övgüsüz.
Bu oyunda kendilerine hep seyirci rolünü benimsemiş, olup bitene hep seyirci kalanların, geçmişte hep alkış ve övgülerle politikacılarını bu kadar şımartmış olan seyircilerin tek icraatı ise, şimdi de küfür ve yuhalamadır sadece. Çünkü... Seyircilikten vazgeçmiş, halk olduğunu keşfetmiş bir topluluk vardır artık.
Yani halk sonunda kendisinin en büyük güç olduğunu keşfedince…
Aslında “modern padişahlık” anlamına gelen başkanlık sistemine ülkeyi götürmeye ve kendisini de diktatörlüğe hazırlayan Başbakan Erdoğan’ın ne duruma düştüğüne, ne kadar da alay konusu bir hale geldiğine bakın hele…
Halk kendisinin halk olduğunu keşfederse...
Bütün diktatörler bir gün maskara olmaya mahkûmdur zaten…
10 Haziran 2013    

Yorumlar - Yorum Yaz
        Mustafa Kemal
M. Kemal Atatürk
  Atatürk'ün soyağacı
 Kırmızı Hafızlar ailesi
  Akıncı torunu Mustafa
        Maden Dosyası
  Yeşil cennete tehdit
 Çaldağı bizimdir!
  Vahşi madencilik
  Yüzyılın dalgası
   Che Guevara
Ernesto Che Guevara
  Hayatı ve eserleri
BM konuşması
  Videolar
   Kızılderililer
Kızılderililer Sayfası
  Tarihleri
 Yaşamları
 Müzikleri
  Videolar
Gerenimo
 Seattle'in mektubu
     Misafir Kalem

Eğitimci şair-yazar

A. Yavasli

Aydoğan Yavaşlı