Edebi Yazılar 
Siyasi Yazılar 
Yeşil Yazılar 
Şiirler
Araştırmalar
Ekoloji 
Tarihten Sayfalar
Efsaneler
Kasaba Ezgileri 
Kızılderililer
Madımak
İz Bırakanlar
Not Defteri
Duvar
 Atatürk resimleri
 Atatürk gifleri
 Che Guevara
 Çizimlerim
 Gezi Parkı Direnişi
 Çaldağı videoları
 Che Guevara
 Nazım Hikmet
Videolar
 Şiir dinletisi
 Efsaneler
Müzik
 Yerli müzik
 Yabancı müzik
 Kızılderili müzikleri
Oyunlar
Satranç
Genel kültür
Stardoll
   Dost Siteler
  Yakamoz
  Çaldağı
 Tumblr
  Şiir Kenti
Düşünce Tarihi
  TEMA Vakfı
  EGEÇEP
Manidar
      Ziyaretçi Defteri
Kitap

Küreselleşme, modern kölelik ve Yeni Türkiye

KÜRESELLEŞME, MODERN KÖLELİK
ve YENİ TÜRKİYE

Uygarlık tarihine bu güne kadar yön veren şey, insanoğlunun vermiş olduğu mücadeleler olmuştur. İnsanlığın verdiği bu mücadelelerin temelinde de, her zaman “insanca ve insan onuruna yaraşır bir yaşam” arayışı vardır. Ama tarih boyunca insanlığın verdiği bu mücadeleye, hep “ezilenle-ezen” arasındaki mücadele damgasını vurmuştur. Çağlara göre yeni ve değişik biçimler kazanan bu mücadele, ilk çağdan günümüze kadar uzayıp gelir. Bu mücadelenin güzergahı "uygarlık tarihi", temeli ise: “insanlık onuruna yaraşır bir yaşam” arayışıdır…

İnsanlığın en büyük aşağılanmayı yaşadığı dönem, köleliğin yeryüzüne yayılmasıyla birlikte başlar. Uygarlık tarihinde insanlığın verdiği ilk onurlu mücadele, ilk kutsal başkaldırı da, insanların köleleştirilmesine karşı gösterilen başkaldırı olmuştur. Büyük Roma İmparatorluğu döneminde İsa’nın Hıristiyanlığı yayması, köleci düzene bir başkaldırı olarak ortaya çıkmıştır. Arap dünyasında ise Muhammed’in İslamiyet’i yaymaya başlaması, yine köleliği ortadan kaldıran nitelik ve anlam taşır.

Özellikle Hz. İsa’nın da, Hz. Muhammed’in de verdikleri mücadelelerde vurguladıkları en temel anlam; insanın insana olan köleliğinin sona erdirilmesini hedefler. Örneğin; köleliğe karşı tarihteki ilk başkaldırı, Spartaküs isyanıdır ki İsa’nın Hıristiyanlık dinini yaymaya başlaması da bu dönemin hemen ardından gelir. Bilindiği gibi, kendi efendiliklerinin sona ermesini istemeyenler, tıpkı Spartaküs ve adamlarına yaptıkları gibi İsa’yı da çarmıha gerdiler...

İsa’nın da, Muhammed’in de vurguladıkları en önemli ve anlamlı olay; bütün insanların eşit olduğu, insanın insana kul, köle olamayacağı, yalnızca Tanrı’ya kulluk, kölelik edebileceği… şeklindedir. Örneğin, ezanı ilk okuyan kişi Bilali Habeş'in bir zenci olması, insanlığa verilen ince bir mesaj niteliği taşıması bakımından da anlamlıdır.

Amerika, Birleşik Devletler haline gelmeden önce de, kendisini bu sürece getiren gelişme Kuzey ve Güney çatışmasıdır. Kuzey Amerika’nın, köleciliği savunan Güney’e karşı elde ettiği zafer sonucunda Birleşik Devletler doğmuş ve köleci düzene son veren Abraham Lincoln’ün konutu, bugünkü gibi “Beyaz Saray” adını almıştır.

Uygarlık tarihine yön veren insanoğlunun, insanca ve onurlu bir yaşam için verdiği mücadelesi ve kavgası hiç bitmiyor, bugün de sürüyor hala. Köleci düzenin ortadan kalmasından sonra ezenle-ezilenin ilişkisi ve niteliği de değişti çünkü. Bu kez rengi siyah olanlar yerine, ortaçağda yoksul tabakanın ve köylülerin köle haline getirildiği görüldü. Feodal sistem ve derebeylik düzeni, köylü kesimi köle gibi bir yaşama zorladı. Yeni Çağ’a doğru, tarihe damgasını vuran da, köylü isyanları oldu hep. Yüzünü bilime dönen, yeni bilimsel buluşlarla birlikte teknoloji ile buluşan Batı dünyası, bu çatışmaları da aşarak geride bıraktı. Kiliselere de bir başkaldırı olan Fransız İhtilali, bu süreçte insanlığın en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ama bu kez ortaya çıkan kapitalist düzen, bir avuç egemen için hemen köleleştirilecek yeni bir “hedef kitle” daha yarattı. Bu kez köylü kesim yanı sıra ayrıca “işçi sınıfı” köleleştiriliyordu. Batı’da böylelikle işçilerin sendikal mücadeleleri 19. yüzyılda tarihe damgasını vurmaya başladı. 1 Mayıs İşçi Bayramı ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü işte bu süreçteki sınıf mücadelesinin doğurduğu en anlamlı örneklerdendir.

20. yüzyılın başlarında gelişen emperyalizm, bu kez ise az gelişmiş ülkeleri sömürme yolunda, tarih boyunca yaşanan "halkların köleleştirilmesi"ni daha genel boyutta ve dünya savaşları da yaratacak şekilde gündeme taşıdı. Bu kez de çağa damgasını vuran, özgürlük, bağımsızlık ve ulusal kurtuluş savaşları oldu. Sermaye düzenini temsil eden kapitalizmin bir üst aşaması olan emperyalizmin, dünyaya dayatmaya çalıştığı bu politikaya karşı önce Ulusal Kurtuluş Savaşı olarak başlayan ve Ulusal Demokratik Devrim olarak şekillenen bu savaşlar, giderek “Sosyalist Devrim”ler sürecine dönüştü. Döneme "sosyalist devrimler süreci" damgasını vurmuş, Latin Amerika'dan, Uzak Asya'ya veAfrika'ya kadar pek çok kıtada yer alan çeşitli ülkelerde, "sosyalizmi kurmak" hedefi doğrultusunda başlamış olan kesintisiz bir "halk savaşları dönemi" yaşanmaktaydı. Bu nedenle 20. yüzyıl, pek çok açıdan "kahraman bir yüzyıl" olarak da tanımlanabilir...

20. Yüzyıl; emperyalizme karşı ezilen halkların ve kapitalist sisteme karşı da ezilen sınıfların mücadelelerinin yükseldiği bir "devrimler çağı" oldu. Ama aynı zamanda tüm dünya insanlığının insanlık yolunda daha çağdaş, insan olgusunu ön plana çıkaran bir kültürel gelişimi yaşadığı bir yüzyıl ve çağdaş bir kültür devrimini en üst düzeye çıkardığı, verilen mücadelelerle insani değerlerin en üst düzeye yükseltildiği, insanca ve insan onuruna yaraşır bir yolda yürümeye başladığı bir "bilinç ve insani devrim çağı" da oluyordu...  

Karşısında kendine alternatif olarak şekillenip gelişen, giderek dünyanın neredeyse diğer yarısını da kontrolü altına alacak kadar da büyüyüp, caydırıcı bir güç halinde dev gibi yükselen sosyalist sistemi boğmak için “yeşil kuşak” projesini devreye sokan emperyalist sistem, 20 yüzyılın sonunda, 21. Yüzyıla adım atılırken bu kez de “küreselleşme” politikasını dünyaya dayatmaya başladı. Çünkü, bir yandan politik ve ekonomik ambargo, diğer yandan da “yeşil kuşak” projesi ile tam anlamıyla ablukaya alınan sosyalist sistemin artık nefes alamaz hale geldiği süreçte başlatılan karşı devrimci ayaklanmalarla kapitalist sistemin karşısında alternatif olarak gelişen sosyalist sistemde bir çöküş yaratmayı başarmışlardı.

Artık bundan sonraki hedef; kapitalizmi ve sembolü olduğu sermaye düzenini “alternatifsiz tek düzen” imiş gibi tüm dünyaya dayatmak olacaktı. İşte bu aşamadaki politikaya ise “küreselleşme” dendi. "Yeşil kuşak" projesi ise "küreselleşme" politikası içinde artık "Büyük Ortadoğu Projesi" şeklinde en büyük projelerden biri olarak yeni ve üst bir aşamaya dönüştürülüyordu. 

İslam dünyasında ise, insanın insana köleliği 4 Halife Devri’nden sonra, halifeliğin babadan oğula geçtiği dönemle gelen “hanedanlık” düzeniyle birlikte yeniden başladı. İslam dininin köleliğe karşı bir tavır takınmasına karşın, halifeliğin babadan oğula geçtiği hanedanlık döneminin başladığı dönemde artık din yoluyla, bu kez de insanın düzene köleliği sağlanıyordu. “Şeriat”ın taşıdığı bir anlamsa, insanın köleliğinin devamı için bu kez de dinin bir araç olarak kullanılmasıydı.

Türkiye, bu süreci Mustafa Kemal'in önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından gerçekleşen Cumhuriyet Devrimleri ile aştı. Köylü, "milletin efendisi” olarak görüldü. İşçilerin sendikalaşma süreci hızlandı...

Ama sonrasında, Marshall ve Truman yardımları ile dışa bağımlı şekillendirilen kapitalist ekonominin sermaye düzeni, ardından İMF ve Dünya Bankası güdümündeki ekonomi ve politika, sonrasında da “küreselleşme”nin güdümünde şekillendirilen “Türk-İslam Sentezi” diye tanımlanan yönetim felsefesi günümüzde bir üst aşamaya taşınmış durumda. 



Karşı devrimci Tayyip Erdoğan’ın "Başkanlık sistemi" ile de şekillendirmek istediği “Yeni Türkiye”sine nasıl gelindiğinin en kısa özeti bu. Dolayısıyla Yeni Türkiye, sermaye düzeninin vahşi kapitalizm aşamasına taşındığı, cumhuriyet rejiminin hanedanlık sistemine dönüştüğü, emekçi halk için de “modern kölelik” döneminin gelmek üzere olduğu anlamındadır.

Karşı devrimci zihniyetin iktidar olduğu Türkiye’de, önce 50 yıllık bir mücadelenin ardından işçinin kazanılmış hakları bile elinden alındı. İnsanı din yoluyla köleleştirmenin bir arayışı da olan bu zihniyet, çıkardığı “Yeni İş Yasası” ve "C-4"ler ile işçi sınıfına, uyguladığı tarım politikasıyla köylüye, sosyal güvenlik yasasıyla da emekliye ve tüm yurttaşlara “modern köleliği” dayatıyor. (Doğada yaratılan ekolojik yıkım ve çevre katliamlarının arka planında yatan "doğanın da sermayenin çıkarı doğrultusunda özelleştirilmesi" ise cabası... )


Bugün toplumda yurttaşlar "sosyal haklarım olmasın, sigorta filan da istemiyorum, asgari ücrete de razıyım, yeter ki bir işim olsun" diyecek duruma getirilmişlerse, bunun adı "kölelik" değilse nedir?

Ama bunda şaşılacak bir şey yok! İnsanlar, “insanca yaşama hakkı”nı yanlış kimselerin lütfuna bıraktıkça, paylarına sadece kulluk ve kölelik düşer…

Yorumlar - Yorum Yaz


        Mustafa Kemal
M. Kemal Atatürk
  Atatürk'ün soyağacı
 Kırmızı Hafızlar ailesi
  Akıncı torunu Mustafa
        Maden Dosyası
  Yeşil cennete tehdit
 Çaldağı bizimdir!
  Vahşi madencilik
  Yüzyılın dalgası
   Che Guevara
Ernesto Che Guevara
  Hayatı ve eserleri
BM konuşması
  Videolar
   Kızılderililer
Kızılderililer Sayfası
  Tarihleri
 Yaşamları
 Müzikleri
  Videolar
Gerenimo
 Seattle'in mektubu
     Misafir Kalem

Eğitimci şair-yazar

A. Yavasli

Aydoğan Yavaşlı