Edebi Yazılar 
Siyasi Yazılar 
Yeşil Yazılar 
Şiirler
Araştırmalar
Ekoloji 
Tarihten Sayfalar
Efsaneler
Kasaba Ezgileri 
Kızılderililer
Madımak
İz Bırakanlar
Not Defteri
Duvar
 Atatürk resimleri
 Atatürk gifleri
 Che Guevara
 Çizimlerim
 Gezi Parkı Direnişi
 Çaldağı videoları
 Che Guevara
 Nazım Hikmet
Videolar
 Şiir dinletisi
 Efsaneler
Müzik
 Yerli müzik
 Yabancı müzik
 Kızılderili müzikleri
Oyunlar
Satranç
Genel kültür
Stardoll
   Dost Siteler
  Yakamoz
  Çaldağı
 Tumblr
  Şiir Kenti
Düşünce Tarihi
  TEMA Vakfı
  EGEÇEP
Manidar
      Ziyaretçi Defteri
Kitap

Vadedilmiş topraklarda aşkın tohumları

vadedilmiş topraklarda
aşkın tohumları

Yöremize gelen ilk Türkmen aşireti olan “Turud Aşireti”nin ilk yerleşim yeri, Gediz nehrine yakın yerlerde olan “Gencerpınarı” mevkiidir. 

Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki tanımlamalarda da kentin ilk kuruluş yeri olduğu anlaşilan bu mevkiinin, kentimizin geçmiş tarihinde çok önemli yeri olduğu da görülüyor.  Gencerpınarı, ilçenin folklorik değerleri içinde ayrı bir yeri ve önemi olan bir yer olarak da biliniyor. Bu yerin taşidığı bu anlam ve folklorik değerler, Seba Melikesi Belkıs Efsanesi’nde de yer alır. Belkıs ile Sultan Süleyman’ın susuzluklarını giderip dinlenmek üzere geldikleri, ulu çinarlar ve salkım söğütlerin süslediği bir pınarın bulunduğu bu yer, “pınar” adından esinlenilmesinden olsa gerek, “Gencerpınarı” ile özdeşleştirilir ve efsanede adı geçen bu yerin de “Gencerpınarı” olduğunu savunulur.  

 "Belkıs efsanesi"ni bu anlamda okumak için tıklayınız

dört nala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim!

bilekler kan içinde,
dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim!

kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu
bu davet bizim!

yaşamak; bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine
bu hasret bizim!

Kimi araştırmacılarca olduğu gibi, Opr. Dr. Mustafa Niyazi Dinçsoy da, sohbetlerimiz sırasında bunu ısrarla doğrulamasının yanı sıra, eserinde de doğa harikası bir yer olan bu “Gencerpınarı”nı nefis bir betimlemeyle, folklorik bir öykü tadında anlatır:

“Bugün Turgutlu’nun 2.500 metre kuzeyinde “Gencerpınarı” diye anılan, adı Genç+Er sözcüklerinin birleşiminden oluşan, büyük ve asırlık çinar ağaçlarıyla, mavi-yeşil bir gölge ile örtülü, 2 bin-3 bin metrekarelik bir meydan vardı...

Pınarın suları, 6x0.75 metre boyutundaki taşa oyulmuş çift havuzlara akardı. Böylece, sesiyle doğal müziğe sanki tempo tutar, sularını hayvanlar kana kana içerlerdi. Bu alanı çevreleyen salkım söğütlerin dallarına asılmış, halk dilinde “çorap bülbülü” adı verilen kuşların yuvalarından fışkıran tatlı bülbül ezgileri, buraya bambaşka bir güzellik, sayfalar dolusu, satırlarla anlatılamayan büyülü bir armoni, bir ahenk verirdi. Burası, beldenin en güzel mesirelik yerlerinden biri, belki de birincisiydi. Şehir bu yörede iken başlayan ve bundan en azından 70 yıl öncesine kadar düzenlenen şölenlerin, şenliklerin yankıları hala kulaklarımdadır.
 

Söylentilere göre; bir zamanlar Gençerpınarı’nın olduğu yerde salkım söğütlerin gölgesinde, gümüş derelerin çağladigi, güllerle bülbüllerin murad alıp verdikleri, gönül çelici baharların şenliklerinde genç kızlarla delikanlılar burada toplanır, görüşür, bilişir, eşlerini seçer, akşama doğru da dağılırlarmış... Bir süre sonra, sevgililer, mutluluklarını bir güne, bir haftaya, bir aya, bir yıla değil, bir ömüre sığdırabilmek için, bu güzel mesirelikte bir şehircik kurmuşlar. Adına da “Aşiklar ve Bahtiyarlıklar Yurdu” anlamına gelmek üzere, “Genç Er Pınarı” yerine “Gençler Pınarı” demişler. Sonradan da bu, “Gencerpınarı”na dönüşmüş. Böylece aşkın temelini atmışlar bu yerde... 

Buradaki bağlar, bahçeler, küçüklü büyüklü kulübe, villamsı ve köşkümsü yapıtlarla bezenliydi. Gerçekten buranın şarap rengi akşamlarına bir de sevda katınca, zevkin tadına doyum olmaz. Kızlar, burada aşik olurlar, aşklarına akşamların rengini de katarak, ilmik ilmik gergeflerinde sevgililerine gönüllerinin ateşini yansıtan nakışlar örerlerdi.  Hey gidi günler hey!...”

“Gencerpınarı’nın varlığı ve nitelikleriyle, asıl adı “Oba yolu” iken, halkın dilinde “Ova yolu”na dönüşen, kentin bugünkü kanalizasyon kolektörünün bir bölümünün geçtiği ‘Sulu sokak’taki evlerin ahşap motiflerle süslü saçakları ve bu yolun ‘sokak’ olarak adlandırılması, bu eski Anadolu tipi evleriyle birlikte, Evliya Çelebi'nin “Gediz’e yakın, düz bir ovanın ortasında” olarak belirlediği şehrimizin ilk kuruluş yerinin Gürköy, Gencerpınarı ile yöredeki tımarlarda olması daha akla yatkın, mantıklı bir tahmin ve oranlama gibi görünüyor.

 

Yöremizin eski insanı, Evliya Çelebi'nin de dikkatinden kaçmamış ve "özgün tadına son derece düşkün, şair ruhlu" diye tanımlanır bazen. Rahvan atlarına binen delikanlı gençler, bir yandan “at oyunları” yaparken, bellerine ve dizlerine kadar inen lüle lüle saçlarıyla genç kızlar da, anlamlı dudak büküşleri ve cilveli gülücüklerle, delikanlıların akıllarını başlarından alırlar, buna paralel olarak, zarif görüntülü eğlenceleriyle hem birbirlerini görürler ve beğenirler, hem de yaşamlarına renkler katarlardı...
Derken...


Oğlan:  Ak öküzü çifte koştum
              Tohumu yere saçtım
              Arkasına kendim düştüm
              Ben gidemem, yörük kızı!
Kız: Bir taş attım çaya düştü
        Çaydan üç güvercin uçtu
        Benim gönlüm sana düştü
        Kalk gidelim, yörük oğlu!
img211/2097/syphaeh5.gif
   
 Oğlan:  Kır atımın yemi yoktur
              Arkasında çulu yoktur
              Ayağında nalı yoktur
              Nasıl gidem, yörük kızı?
Kız: Ak öküzü kurtlar yesin
       Tohumları kuşlar yesin
       Sabanını kökler kırsın
       Kırma beni, yörük oğlu!
 
    
 Oğlan: Ben giderim hemen şimdi
             Mendilimin ucu telli
             Hem sarayım ince beli
             Gel kaçalım, yörük kızı!
 
Kız: Altınımı nal edeyim
       Fistanımı çul edeyim
       İncimi de yem edeyim
       Kaçır beni, yörük oğlu!
 

... gibi karşilıklı manileri çakiştirirlar, ezgileri yakıştırırlar, yörenin zeytin gözlü, al yanaklı kızları ile polat delikanlıları burada buluşurlar, gülüşürler ve söyleşirlerdi.  Çünkü buraları o günlerde bir görme, görülme, kendini gösterme, beğenme ve beğenilme yeriydi. 
Kimi bağrı yanık aşıklar da, aşağıdaki gibi derdine yanarmış:

                    Eski libas gibi aşkın gönlü,
Söküldükten sonra dikilmez imiş 
Güzel sever isen, gerdanı benli,
Her güzelin nazı çekilmez imiş.

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş.

Aşıkların gözü kanlı imiş,
Aşkla sevda cümle derde baş imiş
Bağrımı toprak sandımdı, taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş.

                

  
 

 
 Gediz Vadisi'nin yok edilmesine izin vermeyin!  



Yorumlar - Yorum Yaz


        Mustafa Kemal
M. Kemal Atatürk
  Atatürk'ün soyağacı
 Kırmızı Hafızlar ailesi
  Akıncı torunu Mustafa
        Maden Dosyası
  Yeşil cennete tehdit
 Çaldağı bizimdir!
  Vahşi madencilik
  Yüzyılın dalgası
   Che Guevara
Ernesto Che Guevara
  Hayatı ve eserleri
BM konuşması
  Videolar
   Kızılderililer
Kızılderililer Sayfası
  Tarihleri
 Yaşamları
 Müzikleri
  Videolar
Gerenimo
 Seattle'in mektubu
     Misafir Kalem

Eğitimci şair-yazar

A. Yavasli

Aydoğan Yavaşlı