İyi ki doğdun doğa

   
   
              İyi ki doğdun doğa! 
   
   

Dünyanın kuzey yarımküresinde yer alan tüm bölgelerde baharın gelişi kutlandı dün. Bizde de baharın gelişi olarak kabul edilen ve “Nevruz Bayramı” diye anılan 21 Mart, Meksika kızılderililerinden Çin’e kadar yayılan geniş bir coğrafyada binlerce yıldır çeşitli şekillerde kutlanıyor.

Farsça bir kelime olan Nevruz, “yenigün” anlamına geliyor. Binlerce yıldır farklı kültürlerin çeşitli şekillerde kutladığı bu 21 Mart günü, her kültüre göre farklı anlamlara da geliyor. Herkesin nevruzu farklı yani. Kimi topluluklar bu günü “Tanrı’nın dünyayı yarattığı gün”, kimileri “Nuh peygamberin yere ilk ayak bastığı gün”, kimilerince ”ilk insanın yaratıldığı gün” ve kimi topluluklar da “gece ile gündüzün eşitlenmesi”, kimilerinde de bizde olduğu gibi, sadece “baharın gelişi” olarak kutlanır.

Ama 21 Mart, genelde hep baharın gelişiyle özdeşleştirilmektedir. Birbirinden farklı kültürlere sahip uygarlıkların nevruza verdikleri çeşitli anlamları toplayıp da, ortak bir paydaya eşitlediğimizde de ortaya çıkan anlam şu ki; bugün, ”doğanın doğum günü”dür.
“Doğanın yılbaşısı” ya da...
  
İnanışlara ve iklimsel devinimlere göre, dün (21 Mart) doğanın doğum günüydü. Yani; bahar mevsimi başladı dün. Doğanın kendini tekrar yenilemesi, dirilişi anlamına da gelen bahar mevsimi, doğa tarafından nasıl karşılanıyor bakın? Tüm karşılama törenlerinde olduğu gibi; çiçeklerle. Rengarenk bezenmiş ağaçlar, bitkiler, hayvanların henüz doğmuş yavrularıyla, yemyeşil çayırlarla... 
 

Kırlardaki çiçekleri, türlü çiçeklerle bezenmiş ağaçları, doğadaki bu tür canlıları, aslında doğanın bir başka parçası olan insanlara, baharı karşılamak için en güzel, rengarenk giysilerini kuşanmış insanlara benzetirim bazen. Bu yüzden, şu yaman çelişki hep kafamı kurcalar durur: Doğanın diğer canlıları, doğanın doğumgünü, doğanın yılbaşısı olan bugünde, baharın gelişini böyle törensi bir şekilde, ellerinde rengarenk çiçeklerle karşılarken, insanoğlu denilen canlı türü niçin kocaman ve korkunç ateşler yakar?

Doğanın yeniden doğumu ve kendini yenilemesi demek de olan bahar, her “yenigün”de taşıdığı bu anlama ters düşecek şekilde, hep kocaman ateşler yakarak karşılanıyor bizde. Gelenek böyle çünkü! Ama “yenigün”ün ve baharın taşıdığı anlama, gelenin özelliğine karşılık, insanların onu karşılama töreni ne kadar da zıt anlamlar taşıyor? Baharın ve “yenigün”ün; yapıcı, onarıcı ve yenileyici bir tavrı var doğada. Ateşin ise; yakıp yıkıcı, yok edici bir tavrı var.

Ateş yakmayı bir tören kabul etmek; ilkel topluluklardan bugüne kadar taşınan bir inanıştır aslında. Törenlerde ateş yakmak; ilkel toplulukların ateşin gücüne tapma anlayışından kaynaklanıyor. Ateşi keşfeden ilk insan, ondaki inanılmaz kudret karşısında korkmuş ve sonra da ona tapmaya başlamış. Ve sonra da yapılan tüm kutlama ve benzeri törenlerde ateş yakmak hep kutsal bir ayin olarak uygulanmaya başlanmış...  Bizde ise eski Türklerdeki “şamanizm” inanışında vardı aynı şey. Bu dönemlerde hep ateşi kutsal sayma ve ateşe tapma inanışı hakimdir...
  
Öteden beri, insanların ateşle oynamaktan (!) hiç vazgeçemedikleri, bunu pek de çok sevdikleri malum. Hatta bu gerçek, günümüzde dünyamızın akçiğerleri demek olan ormanlarımızın bir çoğunu da yok etmiş durumda...

Bu yaman çelişki, 2nci bin yıla adım atarken de kafamı hep kurcalar durur işte:
Baharın gelişi neden daha güzel ve anlamına uygun bir şekilde kutlanamaz?
Niçin hep ateşler yakılır?
Ama neden,
neden hiç fidan dikilmez?
Ne zaman fidan dikme törenleriyle birlikte karşılanacak bu anlamlı gün, bahar ne zaman insanlarca da fidanlarla karşılanmaya başlanacak?
İnsanoğlu, kendisinin de doğanın bir parçası olduğunu farkettiği, doğaya daha saygılı ve sevgiyle davranmaya başladığı zaman mı?
O zaman mı içindeki şiddet duygusundan, yakıp yıkıcı tavrından kurtulmuş olacak?
Ve o “zaman” ne kadar yakın?
Ya da ne kadar uzak acaba “şimdiki zaman”a?

Hoşgeldin bahar! 
İyi ki doğdun doğa!
Yeşil bir PARANTEZ açtım bugün sana!...
  

 

 
 

Gediz Vadisi'nin yok olmasına izin vermeyin!

 
 


   

Yorumlar - Yorum Yaz