20. Yüzyıl: Devrimler Çağı

20. Yüzyıl: Devrimler Çağı

Desen: Metin Sert 

Geçtiğimiz yüzyılda çağa damgasını vuran en önemli olgu, 20 yüzyılın "devrimler çağı" olmasıydı. Ama bu yüzyılın sonuna doğru, 21. yüzyıla adım atılırken, emperyalizm tarafından bir karşı devrim rüzgarı estirilmeye başlandı. Böylece 21. yüzyıla dünya genelinde bir "karşı-devrim rüzgarı" ile girilmiş oldu...
20. yüzyılın neden "devrimler çağı" olduğunu biliyorsak, 21. yüzyılın da neden bir "karşı-devrimler çağı" haline getirilmek istendiğini anlayabilmek de kolay hale gelebilir. Günümüzde yaşananları ve "küreselleşme" adı altında emperyalizmin günümüzdeki dayatmaları doğrultusunda izlenen bazı politikaları yorumlayabilmek de daha kolaylaşabilir.

Emperyalizm ve dünyanın emperyalist paylaşımı

19. yüzyılın ortalarında gelişmeye başlayan sanayi devrimi, gelişmiş bazı sanayi devlerini bu yüzyılın sonuna doğru kapitalizmin bir üst aşaması  olan emperyalizm (sömürgecilik) ile bir "sömürgecilik politikası" izlenmesi çizgisinde buluşturuyordu. Emperyalizm, doğası gereği dünyayı veya diğer geri kalan bölgeleri sömürü alanı, bir pazar olarak görüyordu. Sanayileşmemiş, az gelişmiş veya geri kalmış ülkeler, emperyalizm tarafından sömürgeci politikalarının hayata geçirilebilmesi için uygun bir zemin olması dolayısıyla bu dünya pazarının emperyalistler arasında paylaşılması da gündeme gelecekti. Emperyalist ülkeler arasındaki bu rekabet, 20. yüzyıla girerken insanlığı emperyalistler arası pazar paylaşım savaşı ya da dünyanın emperyalistler ülkeler arasındaki paylaşımı demek olan 1. Dünya Savaşı ile tanıştırıyordu.  

1. Dünya Savaşı ve Ulusallaşma süreci

Ama bir başka gelişme daha vardı ki, bu da 700 yıl boyunca dünyada hüküm süren, Büyük Roma İmparatorluğu'ndan sonra dünyada en geniş coğrafyaya yayılmış bir egemenlik olan Osmanlı İmparatorluğu'nun, giderek küçülüp bir devlet halinde kalışı ve sonunda çöküş sürecine girişiydi. Dünyada dengeleri kendi lehine değiştirme amacındaki emperyalizm için bu da kaçırılmaması ve mutlaka yararlanılması gereken bir fırsattı. Emperyalistler arası pazar paylaşımı demek olan 1. Dünya Savaşı, işte bu nedenlerle bir süre önce sona eren Balkan Savaşları'nın hemen ardından, Balkanlarda tezgahlanan bir suikast senaryosuyla ilk kıvılcım çakılarak başlatıldı.

Dünyanın az gelişmiş ve geri kalmış ülkelerini kendi egemenlikleri altına alacakları birer sömürü alanı veya pazar gibi gören emperyalizm için, bu süreçte ortaya çıkan klasik sömürü yöntemi; bu ülkeleri işgal ederek egemenliği altına almak şeklindeydi. Ancak bu yöntem, işgal altına alınan ülkelerde boyunduruk altında yaşamaya karşı bir direniş, bağımsızlık ve özgürlük için bir başkaldırıya dönüştü. Emperyalist işgale karşı ülkelerin verdiği bağımsızlık savaşı, çağa "ulusal kurtuluş savaşları"nın damgasını vurmasına neden oldu. Bu nedenle de 20. yüzyıla girilirken, bağımsızlık savaşları bir anlamda Balkan Savaşları'nın bir karakteristiği olan "ulusallaşma" veya "uluslaşma" sürecinin de devamı oldu.   

Bolşevik Devrim ve Sosyalizmin inşası

Ama ondan daha önce, 24 Ekim 1917'de dünyayı sarsan bir gelişme yaşanıyordu: Feodal-emperyalist bir ülke olan Rusya'da Lenin liderliğindeki Bolşeviklerin Çarlık rejimini devirerek iktidarı ele geçirmesi. Ardından da dünyayı kapitalizme karşı bir dev alternatif sistem olan Sosyalizm ile tanıştıracak Bolşevik Devrim'e geçiş... Bu gelişme, dünyayı sadece kendi pazarları yapma hesabındaki emperyalist devlerin dünyadaki tüm dengeleri kendi lehlerine çevirme hesaplarını daha ciddi ele almalarını da beraberinde getirdi. 

 Lenin
Ulusal Kurtuluş Savaşları Dönemi

Ama emperyalizmin bu aşamasında bir başka uyanış daha ortaya çıkıyordu: Emperyalizmin bu gözü dönmüşlüğüne karşı verilen mücadeleler, Rusya'daki devrim rüzgarının yarattığı bir moralle, ilk aşamada "ulusal kurtuluş savaşları" olarak döneme damgasını vuracaktı. 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yıkılmasının ardından emperyalist devletler tarafından işgal altına alınan Anadolu'da, Mustafa Kemal'in önderliğinde başlayan Kurtuluş Savaşı, tarihe "emperyalizme karşı verilen ilk kurtuluş savaşı" olarak geçecekti.

Emperyalizme karşı verilen bu ilk kurtuluş savaşının ayrıca bir de büyük bir zaferle sonuçlandırılması, aynı ortak kaderi paylaşan ve emperyalist işgal altında olan veya böyle bir işgale alınmak istenen ülkelerde de bir anti-emperyalist tavrın ortaya çıkmasını ateşleyen bir kıvılcım niteliğini taşıyordu. Mustafa Kemal önderliğindeki bu kurtuluş savaşı, aynı zamanda bir süre sonra bu nedenle dünyada "ulusal kurtuluş savaşları" döneminin başlangıcı anlamını da taşıdı. Anadolu'daki bu kurtuluş savaşı, dünyanın tüm diğer ezilen ulus ve halkları için de bir "uyanış" ve bir "kıvılcım" olmuştu.

 

Mustafa Kemal

Ulusal Demokratik Devrimler dönemi

Rusya'da Lenin'in liderliğindeki Bolşevik iktidarın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği adıyla  emperyalist-kapitalist sistemin alternatifi olacak Sosyalizmi kurması, ezilen ulusların ve halkların ezilen sınıflarında bir "uyanış" oluşturmuş, sosyalizm yığınların gözünde giderek bir "seçenek" halini almaya başlamıştı. Sosyalizm, bir süre sonra da ezilen halkların kurtuluş mücadelesinin önderliğini yapabilecek bir ideoloji de olmaya başlayacaktı.

Bu nedenle, bir süre sonra Çin'de Mao Zedung önderliğinde verilen anti-emperyalist mücadele ile "ulusal kurtuluş savaşları" yeni bir nitelik daha kazanacak ve "ulusal demokratik devrimler" dönemi başlayacaktı. Bunu Vietnam'da Ho Şi Mingh önderliğinde başlamış olan ve halen devam eden ulusal kurtuluş savaşının da bu niteliği kazanması izleyecekti. Çin Halk Cumhuriyeti'nin de devrimle birlikte sosyalizmi inşa etmeye başlaması, bu kez de dünyayı gelecekte yeni bir süreçle daha tanışacaktı: Sosyalist Devrimler Dönemi.  
     
Çin'deki devrimin hemen ardından daha geniş bir yeryüzünde inşa edilmeye,  ezilen halklar ve yığınların gözünde emperyalizm ve dünyaya dayattığı kapitalist sisteme karşı bir seçenek olarak parıldama başlayan sosyalizm, aynı zamanda emperyalizmin "dünyaya egemen olma" hesaplarını da alt üst eden nitelikte bir gelişmeydiydi de. Sosyalizmin karşısında bir güç olmasını istemeyen emperyalizm, dünyayı paylaşma ve egemen olma yolunda ilerleyebilmek için, sosyalizmi daha fazla büyüyüp palazlanmadan önce boğma isteği ile, bu kez ilkinden daha dehşet verici ve daha vahşi yeni bir paylaşım savaşına girişecekti. Böylece dünya, emperyalizmin dünyada dengeleri kendi lehine çevirebilmek amacıyla giriştiği yeniden bir pazar paylaşım savaşı olan 2. Dünya Savaşı ile tanışacaktı. Hem de ilkinden daha dehşet verici, daha korkunç ve daha büyük katliamların yaşanacağı, daha azgın ve saldırgan bir savaş dönemi!
  

                Sonraki bölüm: 2. Dünya Savaşı ve Sosyalist Blokun doğuşu

 
 

Yorumlar - Yorum Yaz