Toprak talanları

 

 
 

Toprak talanları

 
 

   
Toprak da bir canlı

Doğada yaşamın varlığını ve devamını sağlayan 3 ana unsur var: Toprak, hava ve su... Yaşamın saçayağını oluşturan, doğadaki üç hayat kaynağından biridir toprak.

Belli iklim, bitki örtüsü ve topografya koşullarının etkisi altında uzun zaman sürecinde kayaların, minerallerin ve organik materyallerin farklı düzeydeki ayrışma-parçalanma ürünü olan toprak, dünyamızın kara yüzeyini değişik kalıklıklarda örter, içinde ve üstünde geniş bir canlılar topluluğuna hayat sunarak onları bağrına basar, barındırır. Tüm canlılara besin ve yaşama kaynağı, cansızlara ise dayanma yüzeyi oluşturur. Değişen oranlarda su ve hava içerir. Birbirinden farklı katmanlardad kurulu üç boyutlu, dinamik, gözenekli bir sistem, bir doğal canlı varlıktır toprak... 

    

Toprak da hastalanır
Verimli tarım topraklarının yeterli drenajı yapılmadan, bir yandan bilinçsiz ve aşırı sulamayla tuzlanıp alkailleşmesi, diğer yandan arıtılmamış evsel ve endüstriyel atıklarla kirletilmesi, uzmanlarca önde gelen toprak hastalıkları olarak kabul ediliyor. Bu durumda yüksek verim potansiyeline sahip olan toprağın, arazide var olduğu bir gerçek. Ama hastalandırıldığı için, ıslah edilinceye kadar ürün verebilme gücünü yitiriyor. Uzmanlar, bu şekilde çoraklaşmış toprakların ıslahının mümkün olabildiğini söylüyor. Ama bu çok pahalı ve uzun süreli bir işlem olarak kabul ediliyor. Kaldı ki, toprağı eski orijinal ve sağlıklı durumuna tekrar döndürebilmek de pek o kadar kolay değil.

Toprak da ölür
Bu da bize felsefi ve teknik bir değerlendirme ile her toprağın doğadaki diğer canlı varlıklar gibi bir yaşının olduğunu gösterir. İyi nitelikli, üstün verimli bir tarım toprağı yaşam evresini nasıl tamamlar? Sonuçta toprak da ölür mü? Nasıl yenilenebilir?

Doğal koşullar altında bu olaylar ekolojik denge içinde hiç farkedilemeyecek bir hızda, kesintisiz olarak sürer. Ancak insanın toprağa müdahelesiyle birlikte, toprak hastalanmaları ve ölümlerinin de sıkça ve açıkça görülebilir olduğu belirtiliyor.

Hızlandırılmış erozyon ve özellikle de amaç dışı kullanımlarıyla tarım toprakları doğadaki işlevini yitiriyor. Yani bizzat insan tarafından yok ediliyor! Daha geniş anlamıyla, bu, bir canlı varlığın öldürülmesinden, ölünümden başka bir şey değil! Çünkü geri getirilemeyecek bir şekilde elden çıkmaktadır.

Doğadaki bilinen en büyük üretken olan toprak, şefkatle bağrına bastığı tüm canlıları içinde ve üzerinde barındırıp, bire bin veren inanılmaz bir cömertlik sunarak beslemesiyle, çağlardan beri bir "ana" olarak kabul edilmiş, "toprak ana" diye tanımlanmış. Ya da Aşık Veysel'in tanımıyla, "en sadık yâr!"

Yersiz yurtsuzlara yer vermiş, açlara besin. Uygarlıklara mekan olmuş, uluslara da vatan. Çağlardır bu "ana" ve "yâr" için nice kanlar akmış, akıtılmış, ne tahtlar, ne krallar devrilmiş ve asırlar değiştirilmiş...

İnsanın varlığı ve yaşamdaki canlılığın devamı için vaz geçilmezliğini hala korumakta ve sonsuza dek de koruyacak gibi görünüyor toprak.

Toprak ananın çağlardır doyurduğu dünyamızda, yeni yüzyıla daha da kalabalık bir nüfusla girilirken, huzursuzlukların en büyük nedeninin ise toprak ve tarım ürünleri ile tatlı su kaynaklarının oluşturduğu gözlemleniyor.

TEMA Başkanı Hayrettin Karaca, "Gelecek yüzyılın en stratejik maddeleri su ve verimli tarım toprakları olacaktır" derken, bunları kaybedenlerin veya bunlara sahip olamayanların bağımsızlıklarını da kaybetmeye mahkum kalacaklarını ileri sürüyor.

Tarım topraklarının önemi, sadece insan beslenmesini sağlayan bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi için mutlak gerekliğilini belirtmekle yeterince vurgulanmış olamaz. Dünyada kalmınmış ülkelerin sanayide olduğu kadar tarımda da ileri düzeyde oldukları görülüyor. O halde, sanayileşmenin temelini de tarım, dolayısıyla toprak potansiyeli oluşturuyor.  Çünkü uygarlığın yerleşik yaşama geçişle birlikte başladığı ve bunun başlangıcının da tarıma yönelişle olduğunun, sanayileşmenin ise bundan çok daha sonra geliştiğini biliyoruz.

Ama sanayileşme, çarpık bir gelişim gösterdiği yerlerde her zaman bir toprak katliamcısı olmuştur. Toprak talan edilmiş, hasta edilmiş, öldürülmüş ya da ölüme terk edilmiştir.

Sanayileşmenin ne kadar çarpık şekilde geliştiğinin yaygın örnekleri ile doludur ülkemiz. Bu nedenle çarpık sanayileşmenin neden olduğu her türden çevre sorunları ülkemizde öylesine yaygin bir halde ki, toprak talanlarının örneklerini herkesin yaşadığı kendi çevresinde görebilmesi mümkün. Ama en büyük toprak talanı ise, verimli tarım topraklarının amaç dışı kullanılması ve yağmalanması şeklinde onyıllardır sürüyor. Ama Gediz Havzası, ülkemizdeki toprak talanlarının onyıllardır en vahşi bir şekilde yaşandığı bir yerdir!

Bunun bir nedeni, bu bölge toprağının tarımsal verimliliğinin yanında taşıdığı çok yönlü bereketi, bir sanayi hammaddesi olarak da kullanılabilme özelliği taşımasıdır. Dolayısıyla çarpık sanayileşmenin yarattığı anlayışların neden olduğu toprak talanlarının en fazla yaşandığı bir bölgedir Gediz Havzası.

Tıklayınız:   Gediz Havzası'ndaki verimli topraklar nasıl talan ediliyor?
 
 

 
 

Gediz Vadisi'nin yok olmasına izin verme!

 
 


   

Yorumlar - Yorum Yaz