Edebi Yazılar 
Siyasi Yazılar 
Yeşil Yazılar 
Şiirler
Araştırmalar
Ekoloji 
Tarihten Sayfalar
Efsaneler
Kasaba Ezgileri 
Kızılderililer
Madımak
İz Bırakanlar
Not Defteri
Duvar
 Atatürk resimleri
 Atatürk gifleri
 Che Guevara
 Çizimlerim
 Gezi Parkı Direnişi
 Çaldağı videoları
 Che Guevara
 Nazım Hikmet
Videolar
 Şiir dinletisi
 Efsaneler
Müzik
 Yerli müzik
 Yabancı müzik
 Kızılderili müzikleri
Oyunlar
Satranç
Genel kültür
Stardoll
   Dost Siteler
  Yakamoz
  Çaldağı
 Tumblr
  Şiir Kenti
Düşünce Tarihi
  TEMA Vakfı
  EGEÇEP
Manidar
      Ziyaretçi Defteri
Kitap

Beyin yıkama ve bellek kaybı

 

 

Yaşamdaki her şey sadece bir “değerler çatışması”dır özünde.
Uygarlık tarihi boyunca insanoğlunun tüm çatışmalarının ardında bu gerçeklik yatıyor.

Geçtiğimiz 20. yüzyılda insanlık ne tür bir çelişkinin yarattığı çatışmayı çözümlemeye çalışıyordu? Birbirine alternatif iki ekonomik sistem oluşmuş ve kimi zaman “soğuk savaş” da denilen o uzlaşmaz çatışma sert ve kutuplu bir hale getirmişti dünyayı. Tıklayınız:   Devrimler Çağı

Köprünün altından çok sular geçti sonra. Birdenbire bu sert ve kutuplu dünyadan, “global” denilen, yumuşak ve daha sahtekâr bir dünyaya aniden geçiş yapılıverdi. Değişim rüzgârına kapılan yığınlar daha neler olduğunu anlayamadan olup bitti her şey.

Oysa, kendini “globalizm” ya da “küreselleşme” diye tanıtan şimdiki yeni dünya düzeni,  aslında bu kez yumuşak ve güleryüzlü kapitalizm olarak duruyordu ortada. Yumuşaklığının anlamı; artık karşısında bir alternatif kalmadığı için sert çatışmalara girmeden ülke ekonomilerini ele geçirebileceği inancının ifadesiydi. Güleryüzlü görüntü ise; sosyalist bloğun çöküşünün yarattığı sevinç ve zafer ifadesi. Ayrıca dünyada tek egemen olacağı duygusunun verdiği o kibir de, böyle bir sırıtış yerleştiriyordu kapitalizmin sahtekâr yüzüne.
“Milenyum” diye de tanımlanan yeni yüzyıla işte böyle başladı dünya…

Bazı değer yargılarının da alt üst olduğu bu ortamda, artık “çelişki” ve “çatışma” kavram ve kuramları da yeniden tartışılıyor. Geçen yüzyılda olgunlaşan ve bu yüzyıla da sarkan bazı kavramların anlam ve nitelikleri de şimdi yeniden tanımlanmaya, gerçek anlamları çarpıtılarak, emperyalist politikaların işine yarayacak şekilde yeni ve başka anlamlara büründürülmeye çalışılıyor.

Bu tartışmaların en yoğun ve keskin şekilde kendini hissettireceği süreç, en çok da ABD’nin Afganistan’a karşı giriştiği harekâtla birlikte olgunlaştı. Tabii bu süreçte başarı sağlayabilmek için, daha öncesinden bazı soyut tartışmalarla bir beyin yıkama, yaratılan kavram karışıklıklarıyla da bir ezber bozma ve bellek kaybı da yaşatılmaya başlandı.

19. ve 20. yüzyıllarda insanlığın yaşadığı en temel çelişki “emek-sermaye çelişkisi”,  bunun yaşamdaki bir uzantısı olarak yaşanılan çatışma da “ezenle-ezilen arasındaki çatışma” diye tanımlanıyordu. Aslında bu çelişki günümüzde çok daha derinlik kazanmış durumda. Çünkü, 21. yüzyıla çok daha yoksul girdi insanlık.

“Küreselleşme” denilen şey, aslında vahşi kapitalizme dayanan sermaye düzeninin, engelsiz ve dizginsiz kalmış şekilde, “alternatifsiz tek sistem” diye kendini tüm dünya insanlığına dayatma politikasından başka bir şey değil. Sonuçta işsizlik, sefalet ve açlık da had safhaya ulaştı. Dolayısıyla, geçen yüzyıldaki o temel çelişkinin bu yeni yüzyıla girildiğinde daha derin ve uzlaşmaz çatışmalara sahne olması gerekir-(di). Doğal olan da bu.

Ama… Küreselleşme kavramı, yeni yüzyıla girerken kapitalizmin o güleryüzlü ve sahtekâr yumuşak yüzünü sergileyerek bir beyin yıkamayı da içerdiğinden, bu amaçla ortaya sürülen liberalizm politikasıyla geçen yüzyıldan kalan ezberi bozmaya ve insanlığın belleğinde yer tutan o temel çelişkiyi, emek-sermaye çelişkisini de unutturmaya çalıştı. Dönek solcuların ve liboşların da bu dönemde peyda olması ile birlikte, asıl tartışılması gereken kavram ve kuramlar farklı boyutlara çekilip, değişik yüzlere büründürülmek istendi.

Günümüzdeki asıl kavganın anlamı; dinler arası çatışma mıdır?
Uygarlıklar arası veya kültürler arası çatışma mı?
Etnik kökenler, kimlikler veya milliyetler arası çatışma mı?
Ya da bugün Türkiye’de sosyal ve ekonomik hayatta yaşanan o temel çelişki, insanlarımıza yaşatılan laiklik-dincilik çatışması ile mi çözülecektir?
 
Uygarlık tarihinin ta başından beri hep varolan ve tarihin bugüne kadarki akışına tek başına yön vermiş olan o asıl çatışma, “ezenle-ezilen çatışması"nın rolü nasıl da unutturulmak isteniyor?

Tabii böylece asıl mağdur ve mazlum olan ile zalim olanın kimliği değiştirilmek isteniyor. Yani… Asıl mağdur olan IMF politikalarının sefalete sürüklediği, perişan edilmiş halk kitleleri iken, bir IMF Hükümeti olan AKP’ye mazlum ve mağdur diye bakmaya başlayan ne kadar da çok insan dolaşıyor ortalıkta…

Sanırım bu tartışmalar daha da dallanıp budaklanıp, yayılmaya ve sürdürülmeye çalışılacak. Ta ki bellekler tazelenip, asıl çelişki ve çatışmayı doğru ifade edebileceği, ivme kazanacağı aşamaya gelinceye ve toplumsal hareketlerin iç dinamiği kendini yenileyinceye kadar.

İnanıyorum ki, birileri bazı değer ve kavramların gerçek anlamını her ne kadar çarpıtmaya, başka yerlere çekip değiştirmeye çalışsa da, yaşadığımız hayatın temel gerçekliği kendini kabul ettirmeyi başaracak…

17 Ocak 2003

 

0 Yorum - Yorum Yaz
        Mustafa Kemal
M. Kemal Atatürk
  Atatürk'ün soyağacı
 Kırmızı Hafızlar ailesi
  Akıncı torunu Mustafa
        Maden Dosyası
  Yeşil cennete tehdit
 Çaldağı bizimdir!
  Vahşi madencilik
  Yüzyılın dalgası
   Che Guevara
Ernesto Che Guevara
  Hayatı ve eserleri
BM konuşması
  Videolar
   Kızılderililer
Kızılderililer Sayfası
  Tarihleri
 Yaşamları
 Müzikleri
  Videolar
Gerenimo
 Seattle'in mektubu
     Misafir Kalem

Eğitimci şair-yazar

A. Yavasli

Aydoğan Yavaşlı