20. Yüzyıl: Devrimler Çağı-3

20. Yüzyıl: Devrimler Çağı

Emperyalizm, Yeni Sömürgecilik ve Soğuk Savaş

Birbirine alternatif 2 ekonomik sistemin oluşması, dünyanın 2 kutuplu bir hale gelmesi, dünyayı kendisi için salt bir pazar olarak gören emperyalizm açısından dünyaya yaşattığı 2 paylaşım savaşının sonuçlarından bu süreçte bazı dersler çıkarılmasını da beraberinde getiriyor, emperyalist sistemi yeni politikalara yönelterek, bazı önlemler almaya zorluyordu. Emperyalist devletler, dünyayı paylaşmak uğruna kendi aralarında da savaşmak zorunda kalmalarının nelere mal olduğunu çok iyi öğrenmişti. Bu nedenle dünyayı paylaşalım derken kendi aralarında da savaşmalarını ortadan kaldıracak çözümlere yöneliyor, karşılarında giderek artan bir tehdit şeklinde yükselen bir alternatif olan sosyalist blokun varlığı nedeniyle bir "entegrasyon" oluşturuluyordu. Bu zorunlu gelişmenin sonucu olarak da NATO ve benzeri bazı oluşumlar doğuyordu.   
     
Emperyalist devletlerin kendi aralarındaki bu entegrasyon nedeniyle, artık yeni bir Dünya Savaşı olanağı da ortadan kalkıyordu. Ama bu, savaşların tamemen ortadan kalması anlamına gelmiyordu. Emperyalist devletler kendi aralarında savaşmak yerine, Ortadoğu örneğindeki gibi hiç bitmeyen bazı "bölgesel savaşlar" yaratıyordu. Öte yandan, sömürgesi haline getirmek istediği ülkelerin açıkça işgal edilmesi yönteminin de kendisine pahalıya mal olduğunu ve bu durumun özgürlük, bağımsızlık ve ulusal kurtuluş savaşlarına ve sonrasında da sosyalist devrimler sürecine dönüştüğünü fark eden emperyalist sistem, artık bu yeni dönemde "eski sömürgecilik" yönteminden vaz geçerek, "yeni sömürgecilik" yöntemlerine yöneliyordu.
 
Yeni sömürgecilik yöntemi ile; ülkeleri açıkça işgal etmek yerine, bu ülkelerde yaratılan işbirlikçi iktidarlarla emperyalizmi bir "içsel olgu" haline getirebilecek bazı çözümler ve yeni politikalar gündeme getiriliyordu. Sermaye ihracı ve borçlandırma yolları ile ülke ekonomilerinin ele geçirilerek bağımlı kapitalist sistemler oluşturulması sonucu emperyalizm bir "içsel olgu" haline geliyor, böylece yaratılan yeni-sömürge ülkelerde emperyalizm için "gizli işgal" dönemi başlatılmış oluyordu. Emperyalizm olgusu, dışa bağımlı geliştirilen kapitalist ekonomik sistemler için bir "dış olgu" olmaktan çıktığı ve artık "içsel bir olgu" haline geldiği için, "açık bir işgal"e pek gerek kalmıyor, emperyalizm işgalini gizlemekle böylece doğrudan bir hedef olmaktan da kurtuluyordu.

Kendisine bağımlı, işbirlikçi iktidarlar yaratarak içsel bir olgu halini aldığı ülkelerde, bu iktidarlar aracılığıyla kontrol altında tuttukları ordu yapıları da emperyalist sistemin birer maşaşı haline dönüştürülüyor, kimi zaman devletlerin yapısı da bu nitelikteki ordu aracılığıyla şekillendiriyordu. Bu durum da zaman zaman bağımlı ülkelerdeki gidişatı kendi lehine kontrol edebilmek için emperyalizm tarafından "askeri diktatörlükler dönemi"nin başlatıldığı, NATO'nun bir parçası haline getirilen askeri yapılanmaların, ülkelerde gelişen anti-emperyalist tepkileri bastıran, bağımsızlık yanlısı iç dinamikleri ortadan kaldıran bir araç olarak kullanılmaya başlandığı bir sürecin yaşanmasını da ortaya çıkaracaktı. Tıklayınız:   Bir ressamın hikâyesi     

Yeryüzünde birbirine alternatif 2 ekonomik sistemin oluşması ve dünyanın artık 2 kutuplu bir halde olması nedeniyle,  emperyalist sistem bir taraftan dünyanın geri kalmış bölgelerini kendi sömürgesi haline getirebilme konusunda bu gibi yeni çözümlere ve yeni yöntemlere başvururken, diğer taraftan da karşısında bir dev gibi yükselmekte olan sosyalist sisteme karşı da "dünyanın kontrolünü elinde tutma mücadelesi" vermek durumunda kalıyordu. Bu gerçeği gözlerden uzak tutmaya çalışan emperyalist sistem, bu çatışmasını "2 süper güç arasındaki gerilim" gibi yansıtmaya çalışıyordu. Ama karşısında yükselen sosyalist sistemi yok edebilmek için açıkça saldırmayı da göze alamıyordu. 2. Dünya Savaşı sırasında emperyalist sistem tarafından yaratılmış olan "Hitler faşizmi"nin akibeti de emperyalizm açısından yeterince ders alınacak bir dramla sonuçlanmıştı. Bu nedenle onun yerine dünyaya artık "soğuk savaş" diye tanımlanan bir "psikolojik savaş" süreci egemen olmaya başlayacaktı. 

Emperyalizm, Soğuk Savaş ve Yeşil Kuşak Projesi

Ama karşısındaki bu alternatif sistemin gelişmesini engelleme ve süreç içinde de böyle bir alternatiften kurtulma hedefi, emperyalizmi diğer yandan da bir başka yönteme daha yöneltiyordu. Dünyayı etkisi altına alan soğuk savaş dalgası sürecinde, emperyalizm tarafından kapitalist sistem dünyaya "özgürlük", "demokrasi" gibi tanımlarla kabul ettirilmeye çalışılırken, sosyalist blok ülkeleri de "demir perde ülkesi", "diktatörlük", "soğuk rejim" gibi benzeri bazı tanımlarla açıklanıp, kitlelerin gözünde sosyalizmin bir ideoloji ve seçenek olarak kazanmış olduğu prestij de sarsılmaya ve yıpratılmaya çalışılıyor, bir taraftan da emperyalizmin içsel olgu haline geldiği ülkelerde toplumların iç dinamiğiyle oynayabilecekleri politikalar geliştiriliyor, bunun için bazı politik akımlar yaratılıyor ya da sivil güçler örgütlenmeye çalışılıyordu.

Bu dönemdeki yeni yöntemlerden biri de; emperyalist sistemin başını çeken, emperyalizmin dünya politikasını belirleyen ABD tarafından uygulamaya sokulan ve  "yeşil kuşak projesi" diye tanımlanan bir yöntemdi. Bu proje ise gerici akımların desteklenip örgütlenmesini ve zamanla da palazlanıp daha da büyümesini sağlayarak, "sosyalist blokun bir kuşatma ve abluka altına alınması" hedefiydi. Bu proje, artık içsel bir olgu haline gelmiş emperyalizm tarafından zaman zaman kapitalist rejimler içinde bile gerici unsurların desteklenip, emperyalizm tarafından bizzat yönlendirilen bazı "dinci akımlar" yaratılıp, "din kökenli hareketler" geliştirilmesine neden olacak olayları da beraberinde getirecekti. Dolayısıyla 70'li yılların başından itibaren başlayan bu dönem, ülkelerdeki toplumsal hareketlerin gelişim sürecinde en fazla suikastlerin, çok yönlü ve çok çeşitli senaryoların yaşanacak olduğu bir dönem de oluyordu...  

 

 Sonraki bölüm: 21. yüzyıl karşı-devrimler çağı mı? (Yakında)